KÖŞE YAZILARI TARİHE DÜŞÜLEN BİR KAYITTIR..
Yazılı basında yer kalan köşe yazıları, sözlü söylenenler gibi zamanla uçup gitmez ve de unutulamaz. Yeri ve zamanı gelince yeniden önünüze konur. Onun içindir ki, gazetelerin en önemli ve gazeteyi okunur yapan bölümleri, güncel haberlerinde ötesinde köşe yazılarıdır.
Bazı köşe yazıları günceli işler, bazı köşe yazıları belgesel gibidir, bir konuyu genişçe işler, yeri ve zamanı gelir, yeniden gündeme oturur. Bu nedenledir ki, yaygın basın da çok sık olmasa da bazı köşe yazarları, yıllar önce yazdığı köşe yazısını yeniden köşesine taşır.
Çünkü yıllar önce işlenen bir konu yeniden önem kazanmıştır. Yazar tarihe not olarak düştüğü eski yazısını yeniden yayınlayarak, tartışılan konuyla ilgili olarak geçmişteki söylediklerini hatırlatma gereğini duyar.
Benim de yazdığım köşe yazılarımdan birisinde işlediğim konu, üzerinden daha üç ay geçmeden gündeme oturdu. O gün, büyük bir cesaretle ama belli bir mesleki birikime dayalı olarak yazdıklarım, son günlerde ki bilimsel açıklamalar ile doğrulandı.
İnsanları büyük bir korku ve kararsızlığa düşüren Domuz Gribi paniğinin yaşandığı günlerde, Domuz Gribi’nin dünya ilaç tekellerinin yarattığı suni bir panik olduğunu, 21 Kasım 2009 tarihinde Halk Gazetesi’nde ki köşem de yazmış, bir yerel TV kanalında da canlı yayında da aynı şeyleri söylemiştim. Ertesi gün bazı yerel gazeteler de bu sözlerimi, “Subaşı’ndan Şok İddia” başlığı ile manşete çekmişlerdi.
İşte bu yazımın üzerinden çok geçmeden, Dünya Sağlık Örgütü’nde
( WHO ) görevli üç aşı uzmanı, aşı üreten firmalara danışmanlık yaptığı gerekçesi ile açığa alınarak haklarında soruşturma açılıyordu.
Nihayet 04 Şubat 2010 tarihinde yazılı ve görsel basında yer alan haberlerde, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) aşı bölüm Başkanı Prof. Dr. Ulrich Keil’in, “Domuz Gribi salgını ilaç üreticilerinin karlarını artırmak için, bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” şeklinde ki açıklaması, bu konuda ki oyuna son noktayı koyuyordu.
Bu ülkeye o günlerde getirilen 43 milyon doz aşının elde kalan çok büyük bir kısmı, bu ay sonunda imha edilmek zorunda kalınacaktır. Bu aşıya ödenen milyon dolarların hesabını kim verecektir? Çok daha kötüsü, eğer bu aşılar hibe olarak gönderilmişse bunun kabul edilebilir açıklamasını kim, nasıl yapacaktır?
“Domuz Gribi balonun patladığı bir ortamda 21 Kasım 2009 tarihli Halk Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazım özel bir önem kazanmıştır. Bu nedenle o günkü yazımın bazı bölümlerini, bu yazımın sonuna ekliyor ve yorumu sizlere bırakıyorum.
İyi haftalar..07 Şubat 2010 SADİ SUBAŞI
DOMUZ AŞISININ YARATTIĞI KARMAŞA
DEVLETE OLAN GÜVENİ SARSIYOR.
Tam kuş gribi sarmalından çıktığımız bir sırada, bu kez de gündeme “domuz gribi” oturdu. Amerika Kıta’sında ortaya çıktığı ve aşısının bulunduğu haberlerinin basında yer aldığı günler de, Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ’ın akıllara durgunluk veren bir açıklaması kamuoyunda bomba gibi patladı. Sayın Bakan, bu kış sezonunda Türkiye’de domuz gribinden 4500 kişi ölecek diyordu. Bir Sağlık Bakanı, toplumu paniğe kaptıracak sözleri nasıl söylerdi, anlamak mümkün değil. Neyse ki, nedenini öğrenmek için çok beklemedik. Nüfusu 70 milyon olan Türkiye’ye, ilk etapta 43 milyon ünite domuz aşısı getirtilmişti. Sayın Bakan kendisi de aşıyı yaptırarak herkesin yaptırması gerektiğini söylerken, bir yandan da Sayın AKDAĞ’IN garip açıklamaları da devam ediyordu. Bu kez de bilinen grip enfeksiyonlarından ülkemiz de her yıl 5000 kişinin öldüğünü söylüyordu. 41 yıllık eczacı olarak bu rakamı ilk kez duyuyordum. Araştırıldığında, iyi tedavi edilmeyen veya önemsenmeyerek ayakta geçirilen diğer gripler gibi domuz gribi sonrasında da, bünyesi zayıf olanlarda zatürree gibi ölümcül akciğer hastalıklarının ortaya çıktığı ve gribe bağlı ölümlerin çoğunun da akciğer hastalıklarından olduğu anlaşılmaktadır. Normalde her yıl yeni ve değişik çok sayıda grip virüsü görülmektedir. Çünkü grip virüsünün sürekli mutasyona uğraması da ( değişime uğraması) yeni bir şey değildir. O nedenledir ki, grip aşıları her yıl değişiklik gösteren virüslere etkin olacak şekilde yeni formüllerde hazırlanarak piyasaya sürülür ve o yıl için hazırlanan aşılar bir sene sonra kesinlikle kullanılamaz, kalanlar imha edilir. İşte, bugün ortalığı birbirine katan “domuz gribi” de, geçtiğimiz yıllarda ki grip virüslerinin değişime uğraması ile ortaya çıkan, “ kuş gribi” gibi değişime uğramış bir başka grip virüsüdür. Her değişime uğrayan mikrobun daha güçlü ortaya çıkması gibi, “domuz gribi” de öncekilere göre belki daha etkin olarak ortaya çıkmıştır. Tedavisi de diğerlerinden farklı olmayıp, evde yapılacak dinlenme ağırlıklı olmak üzere, antibiyotiksiz grip ile virüs ilaçlarını kullanmak ve çokça C Vitamini içeren meyve yiyip, bol su içmekten geçmektedir. Bu arada Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan,“ben aşı yaptırmam, çocuklarımda yaptırmayacak” diyerek bunu iki ayrı tarihte tekrarlamış ve en sonunda da, “torunlarım da yaptırmayacak” diyerek kafaları karıştırmıştır. Bu nasıl bir devlet anlayışıdır? Burada büyük bir siyasi otorite karmaşası vardır. Bu çelişki evirip çevrilemez. Halkın kafasını karıştırıp “Devlet’e” Olan güveninin kaybolmasına neden olan bu olay sonrası, Sağlık Bakanı zan altında kalmıştır. Onurlu bir siyasetçiye yakışanı yapıp, istifa etmesi gerekirdi. Veya bakanına güvenmediği gibi bir anlam kazanan bu olay sonrası, Sayın Başbakan onu bakanlıktan almalıydı. Ne yazık ki, burası Türkiye ve bu ülkede ne ilkeli siyasetin, ne de onurlu olmanın bir anlamı yoktur.
Olan halka olmuş ve bu karmaşa içersinde aşı yaptırmaya korkar hale gelmiş, daha da önemlisi her geçen gün biraz daha yıpranan “Devlete olan güven duygusu” çok ciddi yara almıştır. Üzerinde durulması gereken ikinci şey ise İlaç tekellerinin bir kez daha ortaya çıkan acımasız yüzüdür. Kırk yıllık sağlık çalışanı olarak ve mesleğim olan eczacılığın en alt kademesinden en üst düzeydeki kuruluşu olan Türk Eczacılar Birliği’ne kadar her kademesinde görev yapmış birisi olarak bu süreçte tespit ettiğim gerçek, “dünya ilaç üreticisi tekellerinin” dünyanın belki de en acımasız sanayicileri olduğudur. Neden mi? Her sanayicinin tek amacı en iyisini üretip, en fazlasını kazanmaktır. Ne var ki, ilaç sanayicisi sıradan bir mal üretmemektedir. Onun ürettiği şey ilaç olup, her canlının ihtiyacı olduğunda tercih yapamayacağı, sonra alırım diyemeyeceği, daha önemlisi hakkında hiçbir bilgisi olmadan doktor tarafından alması istenen, olmazsa olmaz bir üründür. Dolayısıyla, ilaç üreticilerinin yeni ilaçların üretim ve etkisinin deneneceği alanlarda çok iyi denetlenmesi gerekmektedir. Oysa bu konuda ciddi tereddütler vardır. Yeni bulunan ilaçların laboratuar çalışmaları sonrası 3. Dünya ülkelerinin insanları üzerinde denediği bilinmeyen bir şey değildir.
Domuz gribi aşısında da buna benzer bir durumun olduğu kuşkuları seziliyor. Domuz Gribinin Amerika’da hızla yayılması nedeniyle, acilen üretilen aşıların yeterli laboratuar ve canlı üzerinde ki denemeleri yapılamamış ve muhtemel yan etkileri de düşünülerek düşük etkili aşılar Amerika’da uygulamaya konulmuştur. Ancak hastalığın daha da yaygınlaşması ve ağır seyretmesi ihtimaline yönelik çalışmalar yapan Amerikan ilaç tekelleri, içinde cıva da dâhil olmak üzere değişik etken maddelerin olduğu söylenen güçlendirilmiş aşıları üretmiş ve Türkiye gibi birçok ülkeye de çok muhtemeldir ki, hibe yoluyla göndermiştir. Amaç, bu yıl insanlar üzerinde denenecek bu aşıların doğuracağı yan etkilerin gözlemlenmesi ile gelecek yıllar için daha etkin aşılar üretmektir.
İşte sorun da buradadır. Bu aşıyı Amerikalıya yapmayı riskli bulan bir anlayışa nasıl güven duyulabilir? Kaldı ki, Almanya Başbakanı bu aşıyı yaptırmayarak kendisi için özel aşı getirtmiş, Çin ise kendi aşısını kendisi üretmiştir. İşte böylesine çok bilinmeyenli bir aşı karmaşası sırasında, Sayın Başbakan ile Sayın Sağlık Bakanı arasında ortaya çıkan görüş ayrılığı çok daha büyük önem kazanmıştır. Eczacılar olarak bizler her gün kafası karışık halkımızın, “Yaptıralım mı? Yaptırmayalım mı? Siz yaptırdınız mı?” sorularını cevaplayamamanın ezikliğini yaşıyoruz. Böyle bir sağlık politikası olur mu? Olursa, buna tutarlı bir sağlık politikası denilebilir mi? Yazıklar olsun ki, böylesine garip bir ülkede yaşıyor ve de böylesine kendi içersinde dahi tutarsız siyasetçiler tarafından yönetiliyoruz. DOMUZ GİRİBİ aşısı yaptırmaktan çekindiği için hayatını kaybedecek her kişinin vicdani sorumlusu, bu tartışmalı aşıyı getirenler ve aşı karmaşasına neden olan Hükümet olacaktır. Sağlıkla kalınız. 21 Kasım 2009