Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Sayın Baykal ve CHP'ye Düşen Ulusal Görev.

SAYIN BAYKAL VE CHP’YE DÜŞEN ULUSAL GÖREV.

Önceki hafta içersinde CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ile CHP’li bir Bayan Milletvekili arasında ki ilişkiye ait olduğu iddia edilen gizli kamera görüntülerinin, internet sayfalarına düşmesi ile büyük bir şok yaşandı.
Görüntülerin yayınlanmasının ardından da Sayın Baykal, siyasi terbiyenin gerektirdiği onurlu işi yaparak, Genel Başkanlıktan istifa etti.
Olay, neresinden bakılırsa bakılsın tek kelime iğrenç ve Türk siyaseti adına yüz kızartacak bir gelişmedir.
Bu olay, bence Sayın Baykal’ın basın açıklamasında söylediği gibi bir komplo olmayıp, daha çok bir şantaja benzemektedir. Zira Sayın Baykal, yaptığı basın açıklamasında olayı ret etmediği gibi, “Son 15 güne ait bir olay” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Aynı şekilde Bayan milletvekili tarafından da bir yalanlama yapılmamıştır.
Bu olay, “Olan olmuştur” Diye geçiştirilecek cinsten değildir. O nedenle olayı iki açıdan değerlendirmek gerekir.
İlki, ülkemizde yapılan siyasetin düştüğü seviyedir. İkincisi de, CHP’nin ve Ülkemizin geleceğini çok yakından ilgilendiren yönüdür.
Olayın ilk yönüne baktığımız da şöyle bir tablo gözüküyor;
Olayın şantaj olması, öncelikle ülkemiz adına durumu daha da vahimleştirmektedir. Çünkü bu şantaj sadece Sayın Baykal ve ailesine yapılmamıştır. Olay, ülkemiz üzerinde oynanan oyunun ve pis bir senaryonun parçasıdır.
Son yıllarda, bir kısım medyanın da desteği ile ülkesini seven çok sayıda insan ve ülkenin en önemli kurumları imzasız mektuplarla ve ihbarlarla zan altında bırakılmakta, insanlar tutuklanmakta ve suçları dahi belirlenmeden aylarca yıllarca cezaevlerinde tutulmaktadır.
Son olayın da, dayatmacı bir tavırla Anayasa’nın değiştirildiği günlere ve referandum süreci öncesine rastlaması düşündürücüdür.
Çünkü değiştirilen Anayasa ile Ülkemizde ki rejiminin tehlikeye gireceği endişelerinin yaşandığı bir dönem de, buna en çok direnen Sayın Baykal ve CHP idi.
İşte bu nedenle de, bu şantaj sadece siyasal yaşamının en verimli ve kararlı tavrını sergileyen Sayın Baykal’a değil, ülkemizin geleceğine de yapılmıştır.
Bu olayın arkasında, bölgede çıkar hesabı olan dış güçlerin amaçlarını gerçekleştirme hesaplarının yatması olasılığını da gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Ancak şu unutulmamalıdır ki, eğer bu iğrenç olayın arkasında dış güçler varsa, bu güçler bugün çıkarları için kullandıkları taşeronları da, zamanı gelince harcamaktan kaçınmayacaktır.
İşte bu nedenle de, bu şantajı başta iktidar olmak üzere ülkesini seven tüm siyasal güçler lanetlemelidir. İç hesaplaşmalar bir yana bırakarak bu olayın perde arkası ortaya çıkartılmalıdır. Aksi halde, bu çabadan kaçınan herkes zan altında kalmaktan kurtulamayacaktır.
Olayın ikinci perdesinde ise, yaklaşan CHP Kurultayı’nın ülkemizin geleceği açısından kazandığı önem yatmaktadır.
Bu iğrenç şantaj olayı gündeme gelmeden önce yaklaşan kurultay ile ilgili olarak yazmayı planladığım yazımın başlığını, “SAYIN BAYKAL’A VE CHP’YE DÜŞEN GÖREV” Olarak belirlemiştim.
İçeriğinde de Sayın Baykal’ın Kurultay öncesi, “Bu Kurultay yeni bir Genel Başkan çıkartmalıdır. Ben, parti üstü bir sorumlulukla seçime kadar Onursal Başkan olarak yeni Genel Başkanla birlikte tüm Türkiye’yi gezeceğim” şeklinde bir açıklama yapması halinde, CHP’nin oy patlaması yapma olasılığının çok yüksek olduğu yer almaktaydı.
Gönül isterdi ki, Sayın Baykal bu şanssız olayı yaşayarak istifa etmek yerine, benim düşlediğim şekilde CHP’nin ve ülkenin önünü açsaydı. Ne yazık ki, bu olmadı. O halde, şimdi ne olacak veya ne olmalıdır? Onu değerlendirmekte yarar vardır.
Gelinen nokta da, Sayın Baykal çok onurlu bir iş yapmış ve istifa etmiştir. Kararının arkasında duracağını da söylemektedir. Şimdi, kendisine ülkemizin geleceği adına yapması gereken çok önemli bir görev düşmektedir. O da, Kurultay’da kamuoyunda destek bulan yeni bir ismin seçilmesinin önünü açmasıdır.
İnanıyorum ki, bu durumda Kurultay kendisini “ Onursal Başkan” olarak ilan edecektir. Bu takdirde, CHP Kurultaydan güçlenerek çıkacak ve Sayın Baykal’a yapılan bu adi şantajın hesabını sosyal demokrat tabanı ile çok daha güçlü soracaktır.
Yine inanıyorum ki, Sayın Baykal ve yeni Genel Başkanın birlikte yürüteceği siyasetle, 2011 de yapılacak genel seçimlerden CHP 1. parti olarak çıkacaktır. İşte o zaman tüm sosyal demokrat seçmenin Cumhurbaşkanı adayı da Sayın Baykal olacaktır. Bu aynı zamanda ülkemiz de yaşanan rejim endişelerine de son verecektir.
Özellikle son dönemlerde yürüttüğü son derece başarılı siyasete rağmen Baykal’ın başında olacağı CHP’ye kendi tabanından dahi çok sayıda sosyal demokratın oy vermediği gerçeği, artık CHP’nin üst yönetimi tarafından kabul edilmelidir. Son dönemlerde yapılan tüm anketlerde AKP oy kaybettiği halde, CHP’nin oylarının % 22–23 ü aşmaması da bunun bir göstergesidir.
Ne var ki, son günlerde CHP’nin koltuklarına yapışmış ve varlıklarını O’nun varlığına bağlamış üst yönetim kadrosu ile kurşun delegeleri ve yine aynı anlayışın yıllardır sürdürdüğü biat anlayışı ile görev alan teşkilat başkan ve üyeleri, Sayın Baykal’ı yanlışa davet etmektedirler.
Eğer sayıları, bu kurşun delegeler ve biat anlayışı seçilmiş teşkilat yöneticileri ile sınırlı olan bu insanların çabası etkili olur ve Sayın Baykal geri dönüş kararı alırsa, korkarım bu hem kendisinin, hem de CHP’nin felaketi, çok daha önemlisi Ülkemizin geleceği açısından endişesi olan insanların tüm umutlarının kararması olacaktır. Bu kadar kötülüğü yapma hakkını kimse kendinde göremez ve görmemelidir.
Bu ülkenin kuruluşunda imzası olan bir partinin, içersinden bir başka başkan çıkartamayacağı veya bir başkasının bunu başaramayacağının söylenmesi de, Atatürk’ün partisine ihanettir.
Sayın Baykal’a koşulsuz bağlılıklarının gücü ile CHP üst yönetimini yıllardır kimseye bırakmayan ve çoğunun yaşı yetmişi geçmiş insanların, nüfusunun büyük bir kısmını gençlerin oluşturduğu bir ülkenin geleceğine ipotek koyma hakkı olamaz.
Sayın Baykal istifasını açıkladığı basın toplantısında, “Umarım şerden hayır çıkar” Diye bir cümle kullanmıştır. Sanıyorum bu sözü boşu boşuna söylememiştir.
Tüm yanıltıcı çabalara rağmen, Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir partinin kültürünü taşıyan Sayın Baykal’ın en sağlıklı kararı vereceğine inanıyorum.
En azından, siyasi yaşamının en olgun dönemini yaşayan Sayın Baykal’ın, ülke çıkarlarını ön plana alacağına olan umudumu koruyorum.
Sorumluluğu olan herkesinde bu sürece yardımcı olması dileğiyle, iyi haftalar... 16 Mayıs 2010
NOT: Benim de destek verdiğim, “SAMSUN’DA VAR, SAMSUN’DAN AL” Kampanyası, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” Programının Ankara’da bastırılması ile büyük yara aldı. Hem de bu işin en önemli iki ayağı olan ve örnek olması gereken Valilik ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı bu yanlışı yapmıştır. Bu tavır, en üst düzeyde işlerini yapan matbaacılık mesleğini yürütenlere karşı yapılan ayıptır. Kampanyaya da büyük zarar vermiştir.
Üzülerek söylemek gerekirse, benim yıllardır sürdürdüğüm “SAMSUN SAHİPSİZ KENT” Vurgulamamın en önemli sorumlularının ikisinin kim olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Yazık..
SADİ SUBAŞI
Sevgili ağabey,

Sayın Baykal’ın CHP’den gidişi bu şekilde olmamalıydı.
Siyaseten etkili muhalefete en çok ihtiyaç duyulan dönemde hiç de iyi olmadı.
Gidişi, sanki güven oylaması ister gibi oldu. Eğer dönerse partinin sonu olur. En azından bu seçimlerde.
Kılıçdaroğlu dışında parti kurullarından bir Allah kulu yok başkanlık yapabilecek.
O da bugün adaylığını açıkladı ve parti karışacak tablosu oluşmaya başladı.

Yazdıklarına katılıyorum.
Katılmadığım kısım ise Baykal ile ilgili hayallerin. Hani, kendi isteği ile istifa eder diye başladığın bölüm… İşte o kısım hakikaten hayal. Bu kadar olayın üzerine dönüş sinyalleri veren bir adam senin dediğini yapmazdı.
Umarım yeni aday kazanır. Çok güven kazanmış bir isim ve tertemiz. Her kesimden seçmenin de desteğini kazanmış.
Eğer çekilir ya da kaybederse onun da siyasi hayatını bitirecek bu adam.
Göbeğini kaşıyan adam da karnını tuta tuta gülmeye devam eder…
Sevgiler
Rüştü Araboğlu
Sevgili Sadi,
Baykal, dolayısıyla CHP hakkında yazdığın yazı, benim düşüncelerime göre de uygun. Keşke kaset hikayesi olmasaydı da gelecek senin tasarladığın gibi
olsaydı. Fakat kaset hikâyesinden sonra, allame-i cihan olsa Baykal'ın artık CHP’de de, Türkiye siyasetinde de yeri olmamalı. Herkesin arka bahçesinde bir pislik olabilir ama gizlidir. Açığa çıkınca da lanetlenir. Hele bu parti genel başkanı ise daha da önem kazanır. Sana yakıştıramam ama kendini bir arkadaşının eşiyle yakalanmış olarak düşün. Bu şehirde değil, herhalde bu ülkede duramazsın.
Türk toplumu bu işi normal karşılarsa, milletvekilliği, Genel Başkanın odasından geçer gibi bir imaj oluşur ki; bundan sonra kadınlar siyasetten uzaklaşır.
Sevgili Dostum, kanaatimce CHP Baykal defterini kapatmalı. Hatta etrafındaki yaşlı, kemikleşmiş mütegallibe gurubu da bu kurultayda tasfiye
etmelidir. Mahir Uzdil

Değerli Sadi ağabey,
Yazılarınızı zevkle okuyorum, Deniz Baykal ve CHP’nin durumuna gelince; Ülkemizde öyle şeyler oluyor ki, sağlıklı yorum yapmakta zorlanıyorum,
Deniz Baykal’ın başına gelen olay, önümüzdeki süreçte yaşayacağımız anayasa referandumu, genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’ ye karşı olan cepheyi zayıf düşürmektir. Böylece amaçlarına fazla zorlanmadan ulaşmayı hedefliyorlar.
CHP ve Deniz Baykal bu senaryoyu iyi okuyabiliyorsa, ivedilikle CHP’nin başına yeni bir lider oturtmalıdır. Yani lideri parti içinden çıkarmalıdır. Deniz Baykal tekrar geri dönerse ki, zaten Tayyip Erdoğan’ın beklediği de budur. Hem CHP’ye hem ülkemize yazık olur
Eczacılar gününüzü sorunlarınızın giderilmesi temennisiyle candan kutluyorum. Yeni valiniz hayırlı olsun. Mersin’de çok sevildiğini biliyorum. İnşallah Samsun’da da toplum un her kesimiyle sıcak ilişki kurar,

19 Mayısta güneş Samsun’dan doğar, kurtuluş meşalesinin yakıldığı Samsun’u her konuda lider konumda görmek temennisiyle, sevgi ve saygılarımı sunarım. Em. Dz. Kur. Alb. Ragıp Varaner

Sadi ağabey; önce yazın için teşekkür ederim. bütün düşüncelerine katılıyorum... ne yazık ki bugün de samsundan birileri Ankara’ya Baykal dönsün diye yürüyorlarmış.... sosyal demokrat anlayış milyonlarca oy alan bir partide bir kişiye bağlı ise zaten o parti sosyal demokrat olmak tan çıkmış demektir... bu tür örgütlenmelerde sonuçta sağlam siyasetler yapılmaz.. yine söylüyorum; Sn Baykal dönecektir.. bunun için kahin olmaya gerek yok... demokratik bir yapısı olmayan bir partiden başkası beklenemez... aslında Sosyal demokratların sesini yükseltme zamanı .. bugün konuşamayanların , doğruları söylemeyenlerin yarın hakları olmayacaktır.. Onları iyi tefrik etmemiz gerekecektir. Saygılar sevgiler. Cevdet Mamatoğlu
Sevgili Sadi Ağabey,

Yazının birçok bölümüne katılmamak mümkün değil, ancak eğer yanılmıyorsam bu iğrenç tuzak uzun zaman önce kurulmuş ve konunun muhatabı hanım o dönemde milletvekili değilmiş. Beni rahatsız eden tarafı bu oldu. Yani bir ilişkiden sonra milletvekili yapılmış. Her şeye rağmen kim ne derse desin, ben Deniz Baykal'ı hep beğendim, bundan sonrada ona karşı olan sevgimde azalma olmaz,. Kaldı ki, partili bile değilim

“Samsun da var, Samsundan al” Kampanyasına gelince eğer söylediğiniz doğru ise ki mutlaka araştırmasını yapmışsınızdır, çok ayıp ve kelimenin tam anlamı ile rezalet. COŞKUN ZEREN