Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

CHP'de Olmaz Denen Oldu ve Türkiye Alternatifsizlikten Kurtuldu.

CHP’DE OLAMAZ DENEN OLDU VE
TÜRKİYE ALTERNATİFSİZLİKTEN KURTULDU.

20 gün önce birisi çıkıp da, CHP’de bugün olanlardan ve Sayın Baykal’ın aday olmayacağı bir CHP Kurultayından söz etseydi, bırakın inananın çıkmasını, herhalde hayal görmekle suçlanırdı.
Ne var ki, olamaz denilen oldu ve hiç kimsenin aklından geçmeyecek şeyler yaşandı. Neresinden bakarsanız bakın iğrenç bir gizli kamera şantajı Sayın Baykal’ın siyasi yaşamını bitirdi.
Öylesine bir deprem oldu ki, üst üste kaybedilen seçimlere rağmen kurduğu parti içi biat sistemi ile koltuğundan hiçbir gücün kaldıramadığı ve de kaldıramayacağı Sayın Baykal dönemi kapandı.
Sayın Baykal’ın Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak iktidara karşı sürdürdüğü aynı tarz söylemlere dayalı muhalefet, iktidar partisini alternatifsiz hale getirmişti.
AKP’NİN iktidarda olmanın da etkisi ile puan kaybederek % 32’lere kadar gerilemesine rağmen, CHP’NİN oyu artmamış ve %23’lere çakılmış kalmıştı. Yapılan tüm kamuoyu yoklamaları da aynı sonucu veriyordu. Bu sonuçlar dahi, AKP’den kaçan oyların CHP’ye gitmeyeceğini gösteriyordu.
İktidar Partisi AKP’nin Lideri Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan dahi, “İyi ki varsın, Sen oldukça ben iktidarı bırakmam” Türünden ince, ince göndermeler yapıyordu.
Bu dayatmacı siyaset yapısı sonucu ülkenin içine düştüğü alternatifsizlik, CHP seçmenini de büyük bir umutsuzluğa ve kaygıya düşürüyordu. Kamuoyundan Sayın Baykal’a yapılan, değişime kapı açması çağrıları da cevapsız kalıyordu.
Sayın Baykal’ın yakın çevresini oluşturan CHP üst yönetiminde ki “Polit büro” yakıştırması yapılan deneyimli siyasetçiler ise, varlıklarını borçlu oldukları Sayın Baykal’a uyarıda dahi bulunamıyordu.
Yıllardır süregelen bu dayatmacı ve kurşun delegelere bağlı yapıda karşısına rakip çıkması dahi bir şekilde engellenmiş ve her defasında tek başına aday olduğu kurultaylar gelenek haline gelmişti.
CHP kendi seçmeninin bir kısmının dahi Baykal nedeniyle oy vermediği gerçeğine rağmen, yaklaşan Kurultayda da umut ışığı gözükmüyordu. % 23 oy oranı da rejim korkusu ile kerhen verilen oylarla sağlanabiliyordu. Küskün ve umutsuzların sayısı her geçen gün artıyor ve yeni partiler kuruluyor, sol oylar parçalanıyordu.
Merkez sağın da çökmesi ile de umutsuzların sayısı iyice çoğalmıştı. O kadar ki, benim gibi Baykal’ın bir an önce görevi bırakması gerektiğini söyleyenlere en sert tepkiyi, sağ görüşlü dostlarım gösteriyordu. “İyi ki Baykal var, bir tek O güçlü bir şekilde direniyor, O da olmasaydı rejim tehlikesi çok daha büyük olurdu” diyorlardı.
Yaklaşan CHP Kurultayı öncesinde böylesine umutsuz bir ortam vardı. İşte tam bu sırada, akıl sağlığı yerinde olan herkesi isyan ettirecek utanç verici bir gizli kamera şantajı ile her şey alt üst oldu. Sayın Baykal belki de hayatının hatasına yenik düştü. İstifa etmek zorunda kaldı.
Bu pis şantajın etkisi umulanın ötesinde beklenmedik gelişmelere zemin hazırladı. Sayın Baykal’ın istifasını açıkladığı basın toplantısı sırasında söylediği, “Umarım bu şerden hayır doğar” sözleri gerçek oldu.
İstifa sonrası yaşananlar da, bir bakıma ülkemizde yapılan siyasetin seviyesini gösteriyordu. Nitekim istifa şokunu atlatan Sayın Baykal’ın, dön çağrıları üzerine geri dönüş sinyalleri verdiği görüşü ağırlık kazanmaya başladı.
Ancak bu sırada hiç de beklenmeyen çok ilginç bir başka gelişme oldu. Baykal muhaliflerinin en çok suçladığı, Baykal Yönetiminin en etkili ismi olan CHP Genel Sekreteri Sayın Önder Sav büyük bir sorumluluk üstlenerek Sayın Baykal’a karşı tavır aldı. İstanbul Belediye Başkanlığına aday olması ile yıldızı parlayan ve kamuoyunca da desteklenen Sayın Kemal Kılıçtaroğlu’ndan yana tavır koydu.
Sayın Kılıçtaroğlu’nun kamuoyunun da baskısı ile Sayın Baykal’ın olurunu, bir başka deyişle icazetini almadan Genel Başkanlık için adaylığını açıklaması ile öyle bir rüzgâr esti ki, karşı çıkanların politik yaşamına son verdi.
Siyasetin acımasız yüzü de bir kez daha görülmüş ve Sayın Baykal’a iki gün öncesine kadar geri dön çağrısı yapanların bir kaçı dışındakiler de, bir anda en hızlı Kılıçtaroğlu destekçisi olmuştu.
Sonuçta, hafta sonu yapılan CHP Kurultayın da Sayın Kılıçtaroğlu tek aday olarak girdiği seçimden yeni CHP Genel Başkanı olarak çıktı.
Kurultay da yaptığı konuşma ise, karizmatik bir lider konuşmasından çok, halkın içinden birisinin yapacağı konuşma tarzındaydı. İçinden geldiği gibi konuşuyordu. İşsizliği, açlığı, haksız kazanç edinmeyi öne çıkartan Kılıçtaroğlu ismi tutmuştu. Halk katmanları O’nu benimsemişti. Bir anda umutlar tazeleniyordu.
Şantaj kasetini yapanlar hangi amaçla yaptılar bilmiyorum ama bildiğim şey, bugün yaptıklarından en çok pişman olanlar onlardır sanıyorum. Sayın Baykal’ı yok etmeye çalışırlarken, CHP’yi küllerinden yeniden yarattılar.
Bu değişimin adı dahi yetti ve CHP’NİN anketlerde ki oyunu % 30’ların üzerine taşıdı. Küskünler geri dönerken, sanıyorum yeni arayış içersinde olanların da işi zora girdi. Bu dahi, yıllardır sol seçmenin söylediği Sayın Baykal’ın CHP’NİN önünü tıkadığı söylemini doğruluyordu.
Bu değişimin ülke siyasetine nasıl yansıyacağı ve ne gibi sonuçlar getireceği, Sayın Kılıçtaroğlu’nun kuracağı ekiple yürüteceği siyasetle çok daha iyi anlaşılacaktır. Ama gözüken ve beklenen şey, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve dün etkin olanların yavaş yavaş siyasi arenadan çekileceği gerçeğidir.
Bu pencereden bakılınca görülen şey, Samsun’da da çok önemli değişimlerin olacağıdır. Dün, Baykal’ın kurşun askeri olmalarından başka hiçbir özelliği olmayan kişilerin, partide sağladıkları belirleyici ve karar verici güçlerini kaybetmeleri kaçınılmazdır.
CHP’nin yeni dönem de yapması gereken en önemli iş, bu güne kadar parti dışında kalmış birikimli sosyal demokratları partiye kazandırmak olmalıdır. Bu sadece Samsun’da değil tüm kentlerde yapılmalıdır. Eğer yapılamazsa, bu değişimin yarattığı olumlu hava saman alevi gibi söner.
Bu aşamada, ülkesini seven birikimli tüm sosyal demokratlara düşen görev, bu sürece destek vermek ve çağrı beklemeden görev talep etmek olmalıdır.
Samsun adına yeni dönemde, Milletvekilimiz Sayın prof. Dr. Haluk Koç’a da büyük bir sorumluluk düşecektir. Artık Samsun’da ki yapılanmada etkin rol almak zorundadır.
Sanıyorum, Samsun’un en sevilen ve sayılan milletvekili olan Sayın Koç, geçen süreçte teşkilatı da yeterince tanımış olmalıdır.
Düne kadar Sayın Baykal yanlısı olarak keskin tavır sergileyenlerin de, bundan böyle tavırlarını değiştirerek daha kucaklayıcı olmaları gereklidir.
Bu nedenle, Samsun’da ki yeni yapılanma sırasında tek CHP’li dahi dışlanmadan uzlaşmacı bir yaklaşım sergilenmeli ve yeni küskünler yaratılmamalıdır.
Umarım, Sayın Kılıçtaroğlu hiç beklenmedik anda yakaladığı bu değişim şansını iyi değerlendirir ve hem CHP’nin önünü açar, hem de ülkenin umutlarına umut katar.
Ancak, Türkiye siyaseti açısından Pazartesi günü yepyeni bir sayfanın açılacağı da kesin.
İyi haftalar dileğiyle.. 23 Mayıs 2010
SADİ SUBAŞI