e-posta@sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
CHP’DEKİ DEĞİŞİM VE SONRASI.
CHP Kurultayına kısa bir süre kala, Sayın Baykal ile ilgili bir gizli kamera görüntüsünün internette yayınlaması ile yaşanan beklenmedik gelişmeler, bir imkânsızı gerçekleştirdi ve CHP’de Genel Başkan değişti.
Dürüst kimliği ve son zamanlarda ülkemizde yaşanan suiistimallerin üzerine giderek yürüttüğü belgeli ve dosyalı etkin muhalefet, İstanbul Belediye Başkanlığı Seçimlerinde ki adaylığı sırasında yürüttüğü şeffaf ve halka inen politika ile geniş halk katmanlarının gönlünde taht kuran Sayın Kılıçdaroğlu, büyük bir destek bularak CHP’nin başına geçti.
Bu aşamanın öncesine ve sonrasına bakarak önümüzde ki süreci değerlendirmekte yarar görüyor ve bunları sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Bu değişiklikle yıllardır CHP’de yaşanan tıkanıklık bir anda açılmış gözükürken, üst üste kaybedilen seçimlerinde etkisi ile başta CHP’ler arasında oluşan umutsuzluk ve CHP hakkında kamuoyunda ki alternatif olamayacağı yönünde ki genel kanı da bir anda dağılmış bulunuyor.
Sayın Baykal’a karşı Genel Başkanlığa talip olan adayların Kurultaylarda seçime girmesi bir şekilde önleniyor, gerekirse bu yönde ki engellemeler için tüzük dahi değiştiriliyordu. Böylece her defasında Sayın Baykal’ın rakipsiz tek aday olarak katıldığı Kurultaylar gelenek haline gelmişti.
Üst üste seçimler kaybediliyor, CHP % 21–23 oy barajına takılıp kalıyor ve kamuoyu yoklamalarında AKP’nin oyu azalırken CHP’nin oy oranı bir türlü artmıyordu. Buna rağmen Sayın Baykal, görevi bırakması yönünde ki tüm uyarıları da cevapsız bırakıyordu.
Yerel teşkilatların kayıtsız şartsız Baykal’a bağlı ( Biat etmiş) kişilerden, delegelerin de aynı anlayışta ki partililerden oluşturulması, parti içi demokrasiyi işlemez hale getirmişti.
Sayın Baykal’ın üstün hitabet kabiliyeti ile sürdürdüğü sert muhalefet, iktidara karşı güvenini yitirmiş bir kısım kesimde yeterli görülse ve “İyi ki Deniz Baykal var, yoksa Sayın R. Tayip Erdoğan’a karşı kimse direnemezdi. O rejimin güvencesi tek güvencesidir” görüşü dillendirilse de, CHP’nin halka inemeyen ve somut hiçbir projeyi gündeme taşıyamayan politikaları sonucu, CHP’nin iktidarın alternatifi olamayacağı kanısı kamuoyuna hâkim olmuştu.
Sayın Erdoğan ise, hemen her gün bir başka konuyu gündeme taşıyarak yürüttüğü, “Ana sorunları gözden kaçırma” politikası ile ülke siyasetini belirliyor ve olayları istediği gibi yönlendiriyordu.
Sayın Başbakan tüm siyasetini Sayın Baykal’ın üzerine kurgulamış ve yürüttüğü sert söylemlerle, O’nu da bu söz düellosu ortamına çekmişti. Özellikle Salı günleri yapılan grup toplantıların da karşılıklı suçlamalar ve cevap yetiştirme söylemleri ile yürütülen siyaset gerilimi yükseltiyor, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin de aynı yönde ki siyaseti benimsemesi ile halkta ki umutsuzluk artırıyordu.
Sayın Erdoğan’ın son zamanlarda Sayın Baykal’a karşı yürüttüğü, “İyi ki CHP’nin başında sen varsın. Sen orada oturdukça benim işim kolay” Anlamında ki aşağılayıcı söylemler de, ülkenin rejimi açısından endişe duyanların sayısını artırıyordu.
Sayın Erdoğan CHP’yi istediği kulvara çekmiş ve bir anlamda da başarılı olmuştu. Artık Sayın Baykal tüm enerjisini, Sayın Erdoğan’ın hemen her gün bir yenisini ortaya attığı savları çürütmeye harcıyor, Baykal’ın güdümünde ki CHP üst yönetimi ve MYK’ sı ise, somut hiçbir projeyi gündeme taşıma becerisini gösteremiyordu. Bu yapı da ister istemez, AKP’yi her şeye rağmen alternatifsiz kılıyordu.
Oysa çağdaş demokrasiler de alternatifi olmayan tek partili sistemin yeri yoktur. O nedenle de, ülkemiz adına asıl tehlike işte bu noktada başlıyordu.
Türkiye askeri darbeler dönemini kapatmıştı ama bu kez de, “Dediğim dedik” Diyen sivil bir dikta ile karşı karşıya kalmıştı. Ülkenin geleceğini düşünen, Laik ve Çağdaş düzenden yana olan hem sağ görüşlü, hem de sol görüşlü olan hemen herkes, bu siyasi yapıdan endişe duyuyordu.
CHP’de ki Genel Başkan değişimi işte bu umutsuz ortamının dağılmasını sağlamıştır. Bu değişim CHP’yi alternatif haline getirirken, iktidar partisine de ülke yönetiminde artık yalnız olmadığının uyarısını yapmıştır.
Umuyorum ki, bundan böyle iktidar partisi eskisi kadar rahat olamayacak ve toplumu huzursuz eden dayatmacı politikalarını gözden geçirerek ülkeyi geren söylem ve uygulamalarına son verecektir. Ana Muhalefet Partisi de, ülkeyi çok daha iyi yöneteceği iddiasını somut projelere dayandırarak kanıtlamak ve kamuoyunda oluşan umutları perçinlemek zorunluluğunu duyacaktır.
Bu, her iki partinin de çok daha sorumlu ve gerçekçi politikalar sürdürmesi demektir. Tabii, bunlar ülke siyaseti açısından özlenen bir tablodur.
CHP’nin, bu değişimin yarattığı olumlu havayı sürdürebilmesi için bundan böyle parti içi çekişmeleri sonlandırması ve parti içi demokrasiyi tüm yönetim birimlerinde uygulamaya geçirmesi gerekmektedir. Aksine eski anlayış ve oluşumlar sürerse, ülkemizin geleceğine yönelik esen umut rüzgârı anlamını yitirecektir.
CHP’de ki bu değişimin parti içi yönetimine nasıl yansıyacağı, partinin tüm birimlerinde görev alanların Sayın Baykal’a biat etmiş kadrolardan oluşuyor olması nedeniyle, onların bu günden sonra takınacağı tavrın nasıl süreceği ile bire bir ilgilidir.
Parti içi huzurun sağlanması ve parti içersinde yeni sorunların yaşanmaması gereklidir. Sayın Kılıçdaroğlu Başkanlığında ki yeni yönetimin görevde bulunan yerel parti yöneticilerine yönelik bir değişime gitmemesi parti içi huzur için ne kadar önemli ise, mevcut il ve ilçe teşkilatlarının da bu değişimi benimseyerek yeni Genel Merkez Yönetiminin uygulayacağı politikalara sahip çıkarak dünden daha çok çalışması da, bir o kadar önemlidir.
Önümüzde bir referandum ve bir yıl kadar sonra da genel seçim vardır. Bu aşama da yerel yönetim birimlerinde değişime gitmek, parti içi kavgayı körükler ve partinin dışa yönelik göstermesi gereken temposunu düşürür. Bu ortamın hazırlanması için de en önemli sorumluluk, partinin bugün görevde olan yerel yönetim birimlerine düşmektedir.
Bu değişimi Samsun özelinde değerlendirdiğimizde yukarıda yazdıklarımdan bir farklı bir durum gözükmemektedir. CHP’nin Samsun’da ki il ve ilçe teşkilatlarının bugüne kadar olan siyasal çalışmalarında başarılı oldukları söylenemez.
Üzülerek söylemek gerekirse, onlarca sorunu olan Samsun’un sorunlarına sahip çıkarak halkın çıkarlarını korumak ve bu yönde tavır sergilemek CHP’nin asli görevi olması gerekirken, bu görevi sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği görülmektedir.
Samsun’da ki işsizlik sorunu, Samsun’un en verimli ovalarının başına dert olan termik santraller ve diğer kirli yatırımlar için CHP’nin ne yaptığını ve nasıl bir tepki verdiğini duyanınız var mı? Teşvik dışında bırakıldığında, TBMM’ de Samsun’u başka illerin vekilleri savunurken CHP’li vekillerimizi TBMM kürsülerinde gören oldu mu?
AKP’li Devlet Bakanı Sayın Nazım Ekren’in Samsun’da yaptığı açıklama ile cazibeli kent olma hayallerimizi yıktığı gün, CHP teşkilatları nasıl suskun kalabildiler? Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Adı Ana Muhalefet Partisi olarak anılan CHP için, Samsun’da böylesine çok işlenecek konu varken, bunlara duyarsız kalan CHP’ye insanlar nasıl oy verecek? Hatta neden oy versinler? Bunları sorgulamayan bir siyasi anlayıştan nasıl başarı beklenebilir?
Buna karşılık aynı CHP teşkilatının, iş parti yönetimlerinin seçimine gelince nasıl etkin bir çabanın içine girdiği bilinir.
Topluma güven ve umut verebilmek adına, Baykalcıların göreve gelebilmesi için gösterilen çabanın, bundan böyle seçim kazanmaya odaklanması gerekir diye düşünüyorum.
Eğer bu anlayışta bir yapı oluşturulamazsa, Samsun İl ve ilçe teşkilatlarının yaklaşan seçimlerde Samsunludan nasıl ve hangi projelerle oy isteyeceğini, doğrusu merak ediyorum.
Son söz; Evet, Sayın Kılıçdaroğlu ile bir rüzgâr yakalanmıştır. Ama bu rüzgârın bir anlam kazanması için bu rüzgârın eşliğinde halka umut verecek projeler bir biri ardına gündeme taşınmalıdır. Teşkilatların hemen yarından itibaren ülke ve yöresel sorunlarına sahip çıktığını ve toplumun sorunlarının üzerine gittiğini somut bir şekilde halka anlatması ve bu yönde tavır koyması zorunludur.
Tabii bir başka önemli şey de, ülkemizin geleceğini düşünen partili, partisiz her kesin bu süreçte görev alması ve bu değişime katkı vermesi ulusal bir görevdir.
İyi ve umut dolu bir hafta diliyorum.. 30 Mayıs 2010
SADİ SUBAŞI