www. sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
BİLGİ KİRLETİLMESİ! ETKİSİNDE DEĞİŞEN DEĞERLER.
Benim açımdan çok yoğun geçen yaz aylarından sonra kısa bir tatil fırsatı buldum. Gerçi ülkede yaşananları kafasından silip atamayan bizim yapımızda ki insanlar, tatilde de olsa yan gelip yatamıyor ve olaylardan uzak kalamıyor. Ama kısa da olsa çevreden uzaklaşmak dahi yetiyor.
Bir kısmı İstanbul’da geçen tatilin son bölümünü, kendi kuşağımdan dostlarla Antalya Kaş’da geçiriyorum. Bu yazıyı da Kaş’dan yazıyorum.
Gerek İstanbul’da ve gerekse Kaş’da eski dostlarla hemen her konuda sohbet etme fırsatı buldum. Bu sohbetler, son dönemlerde Türkiye’de yaşanan değişimin arka planını biraz daha iyi değerlendirmemi sağladı diyebilirim.
Yazımın başlığını dikkatle okursanız, ‘’Bilgi Kirlenmesi’’ yerine, ‘’Bilgi Kirletilmesi’’ kelimelerini özellikle kullandım. Çünkü son dönemlerde bu ülkede yaşanan bilgi kirliliğini sıradan bir olay gibi kabul etmeye çalışarak arka tarafında ki büyük organizasyonu, daha da önemlisi toplumda yarattığı etkinin boyutunu, çok insan gibi hafife aldığımı fark ettim.
Sözün özü, kimin hoşuna gitmezse gitmesin bir gerçeği artık kabul etmek zorundayız. Ülkemiz dış kaynaklı çok ciddi bir yanlış bilgi bombardımanı altına alınmış bulunuyor.
Her insan hata yapabilir ve yanlışlığa düşerek yanlış bilgilere sahip olabilir ve hatta yanlışı da savunabilir. Ama bir nokta da olsa ona yanlışını anlatabilirsiniz.
Ama gördüm kü, planlı ve programlı yapılan, “Yanlış bilgilerle donatma operasyonunun” etkisi altında kalanların yanılgılarını değiştirmek çok kolay değil, hatta imkânsız.
Artık onları ikna etmenin imkânsızlığı bir yana, saplandıkları yanlış bilgilerle uğradıkları değişimi başkalarına aşılamaya çalışmalarını da önlemek kolay değil.
Dünün faklı düşüncede olanlarının bugün tam tersine düşüncelerin savunucusu haline gelmesini, bu pencereden bakınca artık çok daha iyi anlayabiliyorum.
Günümüzde yanlış bilgi bombardımanı öylesine sistemli ve öylesine etkili araçlarla uygulanıyor ki, bu etkinin hedefi haline gelen insanın bir süre sonra bu düşüncelerin savunucusu olmaması düşünülemez hale geliyor.
O nedenle, TV kanallarında izlediğimiz ve gazetelerde okuduğumuz bazı ünlülerde ki akıl almaz değişim ve dönüşüm bunun birer yansımasıdır.
Bu yanlış bilgi bombardımanın biraz geçmişine bakarsak, olayın bugün geldiği noktayı çok daha iyi görebiliriz. Yakın geçmişi hatırlarsak, bugün yaşanan değişimi ateşleyen pimin Ecevit tarafından çekildiğini görürüz.
Eğer Ecevit ABD’NİN Irak’ı işgaline direnmese, bu ülkeye ne Kemal Derviş gönderilirdi, ne de ardından Ecevit tekerlekli sandalyeye mahkûm edilir ve de erken seçime gidilirdi. Ne de, hiç adı yokken yeni bir parti doğar ve üç dört ay sonra bir mucize yaratarak iktidara gelebilirdi.
Eğer, ABD’NİN Irak’a müdahalesine onay anlamında ki ünlü tezkereye TBMM onay verseydi ve ardından Genel Kurmay Başkanlığı müdahaleye karşı çıkmasaydı, Irak’ta Türk Askerinin başına çuval geçirebilir miydi?
İşte bugün, bu olayların günümüze yansıyan sonuçlarını izliyoruz. Bu olayların temelinde, süper güç ABD’NİN Orta Doğu’da ki çıkarlarının gerçekleştirilmesi adına uygulamaya koyduğu “Büyük Orta Doğu Projesi ( BOP ) “ yatmaktadır. Bunun dışında gerekçeler yaratmaya çalışmak, gerçekleri görmezden gelmek demektir.
Bunun en güzel örneklerini ise, belirli çıkarlar ve beklentiler uğruna sisteme uyum sağlayan ve sistemin parçası haline gelerek toplumu yanıltmayı görev edinen günümüzün aymazları, TV ve gazetelerde bolca sergilemektedirler.
Görülen o ki, “Bilgi Kirletilmesi Uygulaması” en yoğun etkisini asker, yargı ve basın üzerinde göstermiştir. Yargı ve basında olanların örneklerini hemen her gün yaşıyoruz. Ancak son günlerde ki izlenimlerin içinde beni en çok etkileyen şey, bu nedene bağlı olarak askerin uğradığı güven kaybı oldu.
Çünkü bu “Bilgi Kirletilmesinin” en büyük tahribatı, toplumuzda ki “Askere olan sonsuz güven duygusuna” yaptığını gördüm.
Geçmişte ki düşüncelerini yakından bildiğim bazı insanların askere bakış açısında ki değişim, açıkçası beni ürküttü. Kendilerine göre haklı gerekçeleri de yok değil. Ama ülkemizin bölgede ki stratejik durumunun önemi nedeniyle yıpratılmaması gereken en önemli kurum olan “Askerin” savunmasız bırakıldığı da bir gerçek.
Ordumuzu dolayısı ile de “Askerimizi” temsil eden Genel Kurmay Başkanlığı siyasi iradenin emrinde olmasına rağmen, siyasi irade askerin bırakın yıpratılmaması için gerekeni yapmayı, tam tersine siyasi iradeyi temsil edenlerde askerin güven kaybına zemin hazırlamışlardır. Üzülerek söylemek gerekirse, Başkomutan konumunda ki Cumhurbaşkanı’ da bu konuda sessiz kalmayı yeğlemiştir.
Ancak bu konuda tespit ettiğim en önemli şey, askerin yıpranması ve güven kaybında ki en büyük payın, eski Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın suskunluğunda ve üst rütbeli komutanların özel yaşamları ile ilgili olarak, özellikle de ailelerinin adının karıştığı akçeli söylentileri yeterince cevaplayamamasında olduğudur.
Buna neden olarak da, toplumun en çok güvendikleri kurumun adının bu tür söylentilere karıştırılmış olmasının yarattığı hayal kırıklığı olduğunu sanıyorum.
Bu ülkede huzur ve güven içersinde yaşamayı sürdüreceksek, bölgede varlığımızın güvencesi olan ordumuzun, huzurlu yaşamımızın garantisi olan yargı kurumunun, daha fazla zarar görmesine ve saygınlığını yitirmesine neden olacak, bilgi kirletilmesine izin verilmemelidir.
Hele de, okyanus ötesi süper devlet ABD’NİN ve diğer tüm güçlerin ülkemizin kaderini belirleme girişimlerine göz yumulmamalıdır.
Unutmamalıyız ki, bu ülkenin çıkarlarını bu ülkede yaşayan ve yaşamaktan mutlu olan bizlerden çok daha fazla, kimse düşünemez.
Çok geç olmadan ve ileride işe yaramayacak pişmanlıkları yaşamamak adına, kısır tartışmaları bırakarak son Türk Devleti’ne sahip çıkmalıyız.
İyi haftalar.. 03 Ekim 2010
SADİ SUBAŞI