Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

İstatistikler ve Söylemler Yaşanan Gerçeklerle Örtüşmüyor.

İSTATİSLİKLER VE SÖYLEMLER
YAŞANAN GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMÜYOR.

Son zamanlar da TÜİK Tarafından açıklanan istatistik sonuçları günümüzde yaşananlarla öylesine çelişiyor ki, neye ve hangisine inanacağımızı şaşırıyoruz.
Bir yanda günlük yaşamımızda birebir yaşadığımız, gözümüzle gördüğümüz olaylar ve sayısal gerçekler, diğer yanda ise tüm bunların tersine, bir Devlet kurumu olan TÜİK’İN (Eski Devlet İstatistik Kurumunun -DİE) açıkladığı veriler.
Yaşadığınız ve gördüğünüz gerçeklere mi inanacaksınız? Yoksa artık verdiği istatistikî rakamların tartışıldığı TÜİK’E mi?
Üretimi tamamen terk etmiş bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız.
Daha çok değil on yıl kadar önce ülkemiz dünyanın kendine yetebilen yedi ülkesinden biriyken, bugün üretimi neredeyse tamamen terk etmiş bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız.
Her ne kadar son yıllarda sanayi dalında da önemli atılımlar yapılmış olsa da, kim ne derse desin Ülkemiz bir tarım ülkesidir.
Yakın geçmişimiz de en önemli döviz kaynaklarımız olan ve yetiştiği yöre köylüsünü toprağına ve köyüne bağlayan tütün, fındık, pamuk ve diğer tarım ürünlerimiz, iktidarların tarıma yeterli önemi vermemesi sonucu can çekişmektedir.
Köylümüzün ekmeğini dahi şehirden aldığı acı bir gerçek. Tarım üretimini pahalıya mal oluyor tezi ile desteklememek akıl ve ülkemiz çıkarları ile bağdaşmamaktadır.
Çünkü örnek vermek gerekirse, bir buğday, bir şekerpancarının pahalıya mal oluşu gerekçesi ile üretimlerini köreltmek ve bunların ithal yolu ile dışarıdan alınmasına yönelmek iki açıdan büyük bir yanlıştır.
Birincisi, ne kadar pahalıya mal olursa olsun, paranın iç piyasada dönecek olması ve köylünün cebine gireceği için köylüye nefes aldıracak ve onu köyüne bağlayacaktır.
Oysa dışarıdan ithal yolu ile alınacak tarım ürünlerine ödenecek dövizlerle dış borcumuz daha da artacak, köylerde ki genç nüfus büyük kentlere göç etmek zorunda kalacağı için köylü perişan olacak, büyük kentlerin mevcut sorunları daha artacaktı.
Nitekim bunlar aynen olmuş, büyük kentlere göç eden kırsal kesimin gençleri perişan olmuş ve birer suç makinesi haline gelmişlerdir.
Dış ticaret açığımız da aşağıda vereceğimiz sayılardan da anlaşılacağı gibi katlanarak patlayacaktı. Patlamıştır da.
Çok övündüğümüz sanayimiz ise hızla ya özelleştirme adı altında yabacılaşmakta veya üreten değil ithal ederek satan aracı kurumlar haline gelmektedir.
15 yıl önce ilaç hammaddesi üretip dünya piyasasına veren ve yerli ilaç üretim oranı % 40’lara ulaşan ülkemiz, dış güçlerin dayatması ile zamanından önce kabul edilen “Patent Yasası” sonucu tümüne yakın ilacı ithal eder duruma düşmüştür.
Cumhuriyet Döneminden 2000’li yıllara kadar yapılan çok önemli sanayi kuruluşlarımız ve kar eden hizmet sektöründe ki kurumlarımız değerinin de altına özelleştirme ile elden çıkartılmıştır.
Daha da kötüsü, bir kısmı stratejik açıdan ülkemiz için çok önemli olan bunların büyük bir kesimi yabancılara satılmıştır. Bunların geri alınması da artık mümkün değildir.
Kamu İktisadi İşletmelerinin ( KİT) var olan yanlışlarını gidererek verimli hale getirmek yerine, “Sat Kurtul Politikaları” İle elden çıkartılması, “Dünyanın Büyüyen Ekonomilerinden Birisi Olduğunu” Söyleyen ülkemizin çıkarları ile hiç mi, hiç uyuşmamaktadır.

Kurtuluş mücadelesi vererek 1923 de yeniden kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir yandan yaşadığı yoklukları ve yoksulluğu hiçe sayarak Osmanlı’dan kalan savaş borçlarını öderken, bir yandan da bugün değerlerinin altında sattığımız onlarca sanayi tesisini yaratmıştır.
Tüm bu gerçekler ortadayken, biz nasıl “Ekonomisi Büyüyen Bir Ülke” Oluyoruz? Anlamak mümkün değil.
Bir başka TÜİK verisine göre enflasyon tek rakamlı oranlara düşmüştür. O halde bunun sonuçları neden halka yansımıyor?
Halkımız temel ihtiyaç maddelerine neden her yıl artan bedeller ödüyor?
Ticarette bir ana kural vardır. O da, her türlü ticari malın değerini etkileyen en önemli faktörün nakliye olduğu gerçeğidir.
Bir diğer gerçekte, ticari malın maliyet fiyatını etkileyen en önemli şeyin akaryakıt fiyatı olduğudur.
Bakalım, akaryakıt fiyatları da enflasyon verilerini doğruluyor mu?
İşte rakamlarla akaryakıt fiyat değişimi.
Ocak 2010 benzin litre fiyatı : 3.68 TL.
“ “ motorin “ “ : 3.02 “

Mart 2011 Benzin litre fiyatı : 4.23 TL.
Mart 2011 Motorin “ : 3.65 “

Benzin de artış oranı % 14,4
Motorin de “ “ % 19,7

Malın değeri artıkça ve üretmeden tükettikçe, enflasyon rakamları da yükselir. Bu da ülkenin dış ticaret açığını ve dolaysıyla da dış borcunu yükseltir.
Şimdi bir de şu verilere bir göz atalım;

2011 MART AYI DIS TICARET VERILERI:

Mart ayı ihracatı : 11 milyar 836 milyon dolar
Mart ayı ithalatı : 21 milyar 647 milyon dolar
Mart ayi dis ticaret açıgı : 9 milyar 811 milyon dolar

Geçen yıilın aynı ayina göre ihracat artıs yüzdesi: %19.6

Geçen yılın aynı ayına göre ithalat artıs yüzdesi : %44.1

Mart ayı dıs ticaret açığının geçen yılın aynı
ayına göre artış yüzdesi : % 91

Bunun anlamı kısaca su demektir ; Mart ayı ihracatı bir önceki yıla göre bir artış ortaya koyarken aynı ayın bir önceki yila göre ithalat artışı ise, ihracattaki artısın iki katindan fazla olarak gerçeklesmistir. Dis ticaret açıgı ise, yine iki katına yükselmistir.

OCAK-MART 2011 ÜÇ AYLIK DÖNEM ITIBARIYLE

IHRACATIMIZ : 31 MILYAR DOLAR ITHALATIMIZ : 56 MILYAR DOLA
Burada en azından küçük bir iyileşme umudu var. Çünkü bu üç aylik süre toplaminda Ihracatin ithalati karsilama oranı geçen yılın aynı dönemi itibariyle % 67 iken, bu yil % 56’ya gerilemistir.

Bu verilerle, sizlerin ceplerinizden çıkanlara karşı gelirinizde ki artışı karşılaştırdığınızda gördüğünüz ve size yansıyan enflasyon verileri uyuşuyor mu?
Bunun adı sanal büyüme, sanal zenginleşme ( Bazıları hariç) ve sanal refahtır.
Bunun adı kömür ve yardım paketlerine teslim olmak demektir...

İyi haftalar... 22 Mayıs 2011

Ecz. SADİ SUBAŞI