GÜNÜMÜZÜN MODASI “YÜZLEŞMEK”
Türkiye son derece önemli iç ve dış sorunlarla uğraşırken, gündemde Anayasa değişikliği sorunu varken, geçmişte yaşanan bir acıyı gündeme taşımak ülkemizin yararına değildir.
Yaşanmış bu acıyı siyasallaştırıp, ana muhalefet partine yıkmaya çalışmak ise insafla bağdaşamaz. Hele de o dönemin olağanüstü şartlarını görmezden gelerek faturayı Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e kesmeye çalışmanın arkasında çok farklı hesaplaşma arzusu yatmaktadır.
Osmanlı’nın da bir türlü devlet otoritesi kuramadığı Doğu Anadolu’da ki aşiretlerin saltanatına son verilmek istenmesi bu bölgede ki ayaklanmanın en önemli nedenidir.
Dünya’da hiç bir devlet yoktur ki, kendi sınırları içersinde yaşayan bir kesime farklı uygulamalar yapsın.
O bölgede yıllardır süregelen başkaldırının altında, bu aşiretlerin yöre halkını köle gibi kullanmasına son verilmek istenmesi, derebeyler gibi saltanat süren bu ağaların çıkarlarının zedelenecek olması korkusu yatmaktadır.
Çünkü çıkartılacak tarım reformu ile yöre köylüsü kendi topraklarının efendisi olacak ve aşiretlerin çıkarları zedelenecektir. İşte o nedenle, aşiretler bölgede eğitimi sürekli engelemiş, vergilerini ya hiç vermemiş veya kendi istedikleri kadar vermişler, bölgede devlet otoritesinin kurulmasına karşı çıkmışlardır. Tepkilerini ise çeteler yolu ile yaptıkları isyanlarla göstermişlerdir.
Bölgede, o dönemde yaşananları anlatan çok sayıda kitap yayınlanmıştır. İsteyenler bunları okuyarak da bölgede nelerin olduğunu çok daha iyi yorumlayabilirler.
Bu isyanların olması o dönemde yaşanan aşırılıkları göz ardı ettiremez. Ama bir de o dönemin özel şartlarını da dikkate almak gerekir.
Yeni bir devlet kurulmuş ve toplum ümmet olmaktan çıkartılarak millet olma vasfını kazanmıştır. Bu devlet laik, çağdaş ve daha da önemlisi hukuk devleti eksenine oturtulmuştur. Halkının bir bölümüne özel uygulamalar yapılmayacaktır. Bunun anlamı, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde ki aşiretlerin kurduğu ağalık saltanatı son bulacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ağalık saltanatını bitirecek tarım reformunu uygulamaya koymak istemesi de bölgede ki aşiret reislerinin keyfini kaçırtmıştır.
Bugün işte bu şartlarda o bölgede ki isyanların bastırılışı sırasında olan ve hiç kimsenin onay vermeyeceği olayların hesabı sorulmaktadır.
Tarihe mal olmuş bu tür olayları yeniden tartışmaya açılmasının ardında hangi hesaplar vardır? Asıl onları irdelemek gerekir.
Son günlerde “Dersim ile yüzleşme” diye gündeme taşınan bu olaylar, o günlerin şartlarını da değerlendirecek tarihçilerle bilim adamlarından oluşacak bir kurula bırakılmalıdır.
Asya ve Afrikayı yıllarca sömüren batılı ülkelerin o dönemlerde yaptığı mezalimin hesabını vermeyenlerin bu gün bize akıl vermesi kabul edilemez. Özgürlük savaşı vermiş her ülkenin geçmişinde yaşanmış böyle acılar vardır.
Bu tür hesaplaşma anlayışının nerede duracağı da bilinemez. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, bu gelenek haline gelirse, yarın da başka şeylerin hesabı sorulacaktır.
Son otuz yılda Güneydoğu Bölgemizde süregelen bölücü teröre karşı verilen mücadelede 35.000 insanımız ölmüş, bazı köyler zorunlu olarak boşaltılmış, çok sayıda insan bölgeyi terketmiştir. Herşey gözlerimizin önünde olmuştur. Bunun hesabı da Özal’dan başlayarak, Demirel, Ecevit, Yılmaz, Çiller ve Recep Tayyip Erdoğan’a sorulmalıdır diye bir sonuç çıkar ki, bunu kim onaylayabilir?
Bugün Türkiye’de başlayan bir başka şey yüzleşmek değil, hesaplaşmaktır. Dersim’de yaşanan acının gündeme gelmesi ile başlayan “Yüzleşme” çağrılarını fırsat bilerek başlatılan saldırıların hedefinde, Laik Cumhuriyet ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk vardır.
Bu hesaplaşmanın hedefi, hilafeti kaldırarak laik yeni bir düzen kuran Atatürk’ün şahsında, O’nun bizim kuşaklara emaneti ettiği Cumhuriyet ve devrimleridir.
Bu hesaplaşmanın hedefinde harf devrimi, kılık kıyafet devrimi ile O’nun milletine dinini kendi dilinden öğrenmesini sağlayamak üzere başlattığı girişimleri yatmaktadır.
Laik ve Çağdaş Cumhuriyeti içine sindiremeyen bir kesimin laik cumhutiyeti yıkmak ve yerine din eksenli totaliter bir rejimin önünü açmak için sürdürdüğü çabalar yatmaktadır.
Ancak bu kolay değildir. Bu çabanın önünde ki en önemli engel toplumun Atatürk sevgisidir. Bu milleti birbirine bağlayan ilk önemli unsur dinidir. Bu toplumun millet olmasını sağlayan Atatürk’e duyulan sevgi, çağdaş yaşamdan yana olan büyük bir çoğunluğun bir başka ortak paydasıdır.
İşte hedef, bu sevgiyi eritmek ve Atatürk’ü gözden düşürmektir.
Dersim olayını kaşımanın altında yatan neden de, Dersim’de yaşanan ve yürekleri dağlayan kanlı olayların sorumlusu olarak Ataürk’ü göstermektir. Amaç, O’nu eli kanlı bir diktatör olarak göstermek ve O’nu milletinin gözünden düşürmektir.
Mustafa Kemal o öyle bir liderdir ki, topraklarının büyük bir kısmı işgal altında olan, ayağında giyecek çarığı, sırtına giyecek giysisi dahi olmayan, umudunu kaybetmiş bir toplumu savaşa sokup zafer kazandırarak halkını özgürlüğüne kavuşturmuştur.
Büyük Zafer sonrasında ise, yaptığı devrimlerle halkını ümmet olmaktan çıkartıp millet olma niteliklerini kazandırarak halkın’ın haklı sevgisine mazhar olmuştur. İşte yıkılmak istenen budur.
Dersim olayı ise, başlı başına bir trajedidir. Bu trajediyi siyasi kazanımlara alet etmek ise, ülke çıkarlarına yapılacak en büyük kötülüktür. Yüzleşerek aklanacağız diye bazı değerlerimizi mahkum etmek ise, en azından tarihi bilmemek demektir.
İyi haftalar... 04 Aralık 2011
SADİ SUBAŞI