Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

İnsanın Değerinin Bilinmesi İçin Ölmesi Kazım

İNSANIN DEĞERİNİN BİLİNMESİ İÇİN
ÖLMESİ Mİ LAZIM?

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bir insan ne kadar başarılı olursa olsun onun değerini sağlığında biliyormuyuz? Bu soruya kaçımız evet diyebiliriz?
Bu, sanatçılarımız, yazarlarımız, bilim adamlarımız, siyasetçilerimiz, şairlerimiz hatta siyasetçilerimiz için de geçerlidir. Bu örnekleri daha da artırabiliriz, hatta dileyen bu şablona uyan başkalarını da yerleştirebilir.
Kısacası istediğiniz kadar başarılı olun, bu ülkede tanınmak ve yaptıklarınızdan övgü alabilmemeiz için uzmanı olduğunuz konunun en iyisi olmanız da yeterli değildir.
Gündeme gelmeniz ve yaptıklarınızın yaygın basında yer alması için bu özellikler yeterli değildir. Mutlaka sansasyonel bir şeyler yapmanız gerekir.
Örnek vermek gerekirse, bir bayan ses sanatçısı istediği kadar güzel sese sahip olursa olsun, tanınıyor hale gelmesi için ya fiziği ve giyimi ile veya bir aşk dedikodusu ile gündeme gelmesi şarttır.
Bu özelliğini kullanan sanatçının sesi çok iyi olmasa da, eğer sanat dışı özelliklerini iyi kullanıyorsa artık medyada bol bol tanınır ve ondan söz edilirken “Tanıtmış ses sanatçısı” gibi hiç de haketmedikleri unvanlar verilir. Artık bu kişi hemen her gün yeni bir sansasyonel olay ile medyanın vaz geçilmezi haline gelmiştir.
Üzülerek söylemek gerekirse, başarılı bir kişinin bu veya buna benzer özellikleri yoksa, başarıları bir gün yazılır çizilir ondan sonra adı akıllarda dahi kalmaz.
Gerçek sanatçılar, bilim adamları ve diğerleri ölünce ölüm ve cenaze haberleri ile hakkında anlatılanlar merhumların sağlıklarında hiç duyulmamıştır. Merhumun yaptıklarını, başarılarını ve özelliklerini duydukça şaşırırsınız.
Bu insanların cenaze törenleri de ibretlik ayrı bir olaydır . Cenazesinin başında yakın dostları övgü dolu sözlerle merhumu yolcu ederler.
Hani neredeyse, musallada yatan merhumu dahi şaşırtacak bu ilgi ve övgü dolu sözler merhumun sağlığında söylense ve yapılmış olsaydı merhumun başarılarının artmasına katkısı olurdu.
Toplum olarak başarıları ve yetenekleri takdir etme konusunda çok başarılı olduğumuz söylenemez. Oysa, kültürümüzde, “Marifet iltifata tabidir” gibi bir deyimde vardır. Ama toplumsal olarak, “Kıskanmak” gibi bir zaafiyetimizin olduğunu kabul etmek durumundayız.
Başarılı insanlar destekleneceği ve çok daha yukarılara çıkmasından gurur duyulacağı yerde başarılı insanın adeta bacaklarından çekilerek tırmanması engellenir. Bunun adı kıskançlık ve amacıda, o insanın seviyesine çıkmaya çalışmak yerine onu da alaşağı edip kendi seviyesine çekmektir.
Kıskançlık yanımızın etkili olduğu bir başka alanda, iş ve çalışma alanlarıdır ki, bu olumsuzluğun örneklerini Samsun’da çokça yaşıyoruz.
Bazılarını bırakın övmeyi, sağlığında zindanlarda veya sürgünlerde ölüme mahkum ediyoruz. Sonraki nesillerin bu ayıbı gidermek için çıkardıkları”İade-i itibar” uygulaması adeta işlenen günahların kanıtıdır.
Musalla taşında yatan merhum için imamın “Nasıl bilirdiniz?”sorusuna hep birlikte, “İyi biliriz” sözü de ne kadar samimidir? Sorgulamak gerekmez mi?
Bir an için, o musallada yatan ve yapılanları seyreden kişinin kendimiz olduğunu düşünsek ne tepki veririz bilemiyorum.
Önemli olan insanları sağlıklarında takdir etmek ve onları desteklemek, onların üretkenliğine katkı vermek olmalıdır.
Özellikle bizim gibi kalkınmakta olan ülkelerde değerlerimizin kıymetini bilmek zorundayız. Onları sağlıklarında değerlendirebilmeliyiz. Onlara verilecek destek ve övgü onların başarısını teşvik edeceği gibi yeni yeteneklerin de ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Sanıyorum bu yazı nereden çıktı? diyenleriniz vardır. Söyleyeyim. Geçtiğimiz haftalarda o kadar çok değerli insanı kaybettik ve onlara bu yanlışları yaptık ki ve “İade-i itibar” sözcüğü o kadar çok havalarda uçuşmaya başladı ki, böyle bir yazıyı yazmak gerekti diye düşündüm.
Son zamanların çok önemli bir başka konusu olan
“ Geçmişimizle yüzleşmek” sözleri de “İade-i itibar” sözcüğü yanın da sıkça anılmaya başladı. Öyleyse bu konuyu da haftaya yazmak şart oldu.
İyi haftalar..20 Kasım 2011

Ecz. SADİ SUBAŞI