e-posta@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
ÖZGÜRLÜK-KURALSIZLIK-KRAVAT
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki olanları anlamaya imkan yok. Önce daha çok özgürlük iddiası ile yola çıkıp Anayasa’yı değiştirdik. Hangi özgürlüğü genişlettik bilen var mı? Bunu bilmiyoruz ama bilinen şey, bir sürü kuralın yıkıldığı gerçeği.
Şimdi yeni bir Anayasa yapılacak. Önceki iki Anayasa o dönemlere imzasını atan askeri yönetimlerin anlayışı paralelinde hazırlanmıştı. Her ikisi de vesayet altında hazırlandı diye eleştirildi.
Bir toplumun tüm yaşamını etkileyen Anayasaların uzlaşma zemininde hazırlanması en doğru yöntemdir. Ne var ki, yeni yapılacak Anayasa için de böyle bir şans gözükmüyor.
Çünkü siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının hatta bu konuda söylecek sözü olan herkesin hazırlık aşamasına katılımının sağlanması gerekirken, gücü elinde bulunduran iktidarın uzlaşma yerine önerileri alıp kendi kontrolunda bir Anayasa hazırlayacağı endişesi yaşanıyor.
TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek sivil toplum kuruluşlarına yapılan çağrılara henüz bir tek kuruluştan cevap geldiğini söylüyor. Ama bunun nedenini hiç araştırmıyor.
Bunun nedeni acaba iktidarın bugüne kadar sorunları uzlaşma yolu ile çözmek yerine meclisteki sayısal üstünlüğünü kullanarak tek taraflı çözmeyi denemiş olması olabilir mi?
Oysa iktidar tüm önerileri kendisi toplamak yerine, uzlaşarak kurulacak bir “Anayasa Hazırlama Komisyonunca ” toplamayı seslendirse, inanıyorum ki verilecek katkılar çok daha fazla olacaktı.
Önceki Anayasaların askeri vesayet altında hazırlandığı iddialarının yerini bu kez de bir siyasi görüşün vesayeti altında hazırlandığı iddiaları yer alacaktır.
Bu anlayışla hazırlanacak yeni Anayasa da biliniz ki, yasalaştığı gün tartışılmaya başlayacaktır. Çünkü yeni Anayasa toplumun tamamı yerine bir yarısının siyasi görüşünü ve beklentilerini yansıtacaktır.
Yeni Anayasa, siyasallaşan yargıya, taraf haline gelen Üniversite yönetimlerine, itibarı zedelenen askere, sık sık orantısız güç kullanımı ile gündeme gelen polise olan güveni nasıl sağlayacaktır? Bunları bilmek hepimizin hakkıdır.
Giriş paragrafında altını çizdiğim gibi “Daha çok özgürlük” diyerek yaptığımız her değişiklik, ardından bir yığın kuralı da yerle bir ediyor.
Günümüz de toplumun büyük bir kısmının özgürlük anlayışı kuralsızlığa dönüşmüş bulunuyor. Kurallara karşı gelmeyi adeta alışkanlık haline getirdik.
Araçlar kırmızı ışıkta geçmeyi, yayalar ise canlarını tehlikeye atıp, yeşil ışıkta geçiş hakkını kullanan araçların önüne atlamayı marifet sanıyor.
Okulda kurallara uymadığı için ceza alan öğrencinin velisi çocuğunu sorgulamak yerine, okul yönetimine hasap soruyor. Ceza alan öğrenci okul müdürü ve yardımcılarını hırpalıyor.
Toplumsal olarak giderek saygı ve sevgi duygularını kaybediyoruz.
Trafikte yanlış yapan şoföre uyarıda bulunursanız, karşınızda elinde levye demiri ile hata yapan şoförü buluyorsunuz.
Yola tüküren veya çöp atana uyarı yaparsanız çoğu kez, “Sana ne” cevabını alıyorsunuz.
Canlıya saygının kalmadığı günümüzde ölüye de saygımız kalmadı. Cenaze konvoyu geçerken onu selamlıyarak son görevini yapan kaç kişi görüyorsunuz?
Günümüzün bir başka kuralsızlığı ise, kılık kıyafette görülüyor. Çağdaş kıyafetlerin yerini hırpani kıyafetler alıyor.
Öğrencilere dahi özgür kıyafet diye getirilen serbest kıyafet ile daha öğrecilik yıllarında kazanılması gereken “Kurallara uyma alışkanlığını” yok ediliyor.
En son görülen şey de, kravat takma alışkanlığından hızla uzaklaşıyor olmamız. Kravat insana saygınlık kazandıran bir araçtır. Kravat, önce insanın kendisine olan saygıyı, sonra da karşıındakine saygılı olmayı sağlar.
Özelliklede toplumun karşısına çıkan siyasetçiler ve yöneticilerin kravatsız çıkmasını olayın ciddiyeti ile bağdaştırmak güçtür. İşin düşündürücü yanı ise, kuralsızlıkların daha çok özgürlük adına yapılıyor olmasıdır.
Toplumun Anayasa kadar, birlerine saygı duyacakları kurallara da ihtiyacı vardır. Buna toplumu yönetenlerin örnek olması gerekir.
Bizleri yönetsin diye seçip TBMM’ne göderdiklerimizin birbirlerine küfür edebildiği, fiziki şidet uyguladığı bir ülkede, sokaktaki insanların yaptıklarını da yadırgamamak gerekir.
Anayasalar insanların birarada huzur içinde yaşamasını sağlayan yasal uygulamalar, kurallar ise insanların birlikte yaşamasını sağlayan yazılmamış manevi uygulamalardır.
Toplumumuzun uzlaşma kültürünü kazanması, “Karşısındakinin özgürlüğünün başladığı yerde kendi özgürlüğünün bittiğini” kavraması dileğiyle iyi haftalar..
18 Aralık 2011
Ecz. SADİ SUBAŞI
Merhaba Sadi.
Eline, kalemine saglik. Hepimizin hergün tanik oldugu, üzüldügü konulari çok güzel anlatip hepimiz adina asagilamissin.