www. sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
BENİM DE BİR ÖNERİM VAR...
Fransa yine Fransızlığını yaptı. Türk milleti Fransa’nın kalleşliğini Osmanlı döneminden beri çok iyi bilir.
Tarih boyunca Osmanlı’nın ve Türkiye’nin aleyhine çalışan Fransa’nın, Kutuluş Savaşı öncesinde Güney ve Güneydoğu’da çok sayida ilimizi işgal ederek yaptığı mezalim ve düşmanlarımızla yaptığı işbirliği unutulmadı.
Fransa Kuzey Afrika’da ve sömürgelerinde yüzbinlerce insanı katletmenin suçundan ve günahindan aklanmadan kendi topraklarında olmamış ve savaş şartlarında gelişmiş bir olayı yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine alet etmiştir.
Kendi tebasında ki Ermenileri kendi vatandaşı kabul ederek onlar adına büyük bir yanlışa düşen Fransa, kendi ülkesinde yaşayan 400.000 Ermeni’nin yanında 550.000 Türk’ün de yaşadığını görmezden gelmiştir.
Fransa meclisi de bu yanlışa uymuş ve ayıba ortak olmuştur. 575 milletvekilinin bulunduğu mecliste sadece 55 milletvekilin katılımı ile yaptığı toplantıda 38 milletvekilinin oyu ile bu çirkin kararı çıkartmıştır.
Bu milletvekilerin tamamının da Ermeni’lerin yoğun yaşadığı Güney Fransa’da gelen milletvekilleri olduğunu söylersek, bu Fransız Meclisi’nin ayıbı olmaktan çıkar, demokrasiden dem vuran Fransızlar için yüz karası olur.
Bu işin bir de tarihi gelişimine göz atalım.
Diaspora Ermenilerinin tüm dünyada her yıl “24 Nisan”larda soykırım günü olarak andıkları gün, aslında tehcirin başlatıldığı gün değildir. 24 Nisan 1915, Ermeniler tarafından çıkarılan isyanı bastırmak üzere, vilayetlere ve mutasarrıflıklara gönderilen bir tamimle Ermeni Komiteleri elebaşlarının tutuklanmasına dair kararın alındığı tarihtir.
Sadece örgüt mensubu Ermenilerin tutuklandığı o tarihlerdeki İngiliz belgelerinde de doğrulanmaktadır. Bilindiği gibi diaspora Ermeniler’inin ortak amacı, “sözde soykırımın her ülkede tanınmasını” sağlamaktır.
Nitekim Ermeniler, Avrupalı koruyucularına güvenerek
asıl amaçlarını “Tanıma, tazminat, toprak” olarak dile getirerek özerklik isteklerini ifade etmeye başlamışlardir. Kurdukları Taşnak ve Hınçak gibi örgütler aracılığıyla silahlı mücadeleye giren Ermenilerin, Osmanlı topraklarında büyük Ermenistan kurma emellerine ulaşmak için ayaklanmalar başlatmışlardır.
1912’den sonra özellikle Rusya’nın, İngiltere ve Fransanın büyük desteğini alan Ermeniler, doğuda Rus ordularına yardım etmişlerdir. Birbiri peşine çıkardıkları isyanlar, Ermeni askerlerinin Rus ordusu içinde yer alarak doğrudan Osmanlı’ya karşı savaşması ve Anadolu’nun batısı ile doğusu arasındaki geçiş yollarının ve telgraf iletişimin kilit noktalarının Ermeniler tarafından felç edilmesi nedeniyle, Osmanlı Devleti Anadolu’daki Ermenileri güneye göç ettirme kararı almıştır.
Bu göç sırasında açlık ve hastalıklar nedeniyle gerek Ermeniler gerek onlara eşlik eden Osmanlı jandarması arasında çok sayıda ölenler olmuştur. Osmanlı’nın kendini korumak amaçlı uyguladığı “tehcir” sonraki yıllarda ‘’Ermeni soykırımı” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Sorunun çözümü için; sözde Ermeni soykırımının hukuki açıdan değerlendirilmesinde, 1915 ile 1918 tarihleri arasında Osmanlı yönetimi tarafından çıkarılan Talimatnameler önemli birer hukuki dayanak oluşturmaktadır.
24 Nisan 1915 tarihinde valiliklere gönderilen tamim çerçevesinde Ermeni Komitelerinde isyan çıkaranların tutuklanmaları isyanları önlemek için yeterli olmamıştır. Bu nedenle 30 Mayıs 1915’de giderek artan Ermeni isyanlarını önlemek üzere “Ermenilerin Sevk ve İskanlarına İlişkin Talimatname” çıkarılmıştır.
Tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Talimatnamede Ermenilerin sevk ve iskanının (Tehcirin) nasıl yapılacağına ilişkin düzenleme yapılmış; ayrıca Ermenilerin mallarının tesbiti, naklin emniyet içinde yapılması ve Ermenilere gittikleri yerde barınma ve iş imkanlarının sağlanması hususlarına yer verilmiştir. O günün koşullarında tedbir niteliğinde alınan “Ermenileri Sevk ve İskan Kararı”ndan sonra, sevk ve iskan sırasında insani tedbirlerin alınmasına yönelik talimatname çıkarılmış, bu tedbirlere uymayan devlet görevlileri de yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Bu da tehcir sırasında da istenmeyeyn bazı şeylerin olmuş olabileceğini göstermektedir.
10 Haziran 1915 tarihinde yayınlanan bir Talimatname ile de, tehcire tabi tutulanların mallarını koruma altına almak üzere “Emval-i Metruke Komisyonu” kurulmuştur.
Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra, Osmanlı Hükümeti yayınladığı 31 Aralık 1918 tarihli geri dönüş kararnamesiyle tehcire tabi tutulan Ermenileri tehcir öncesi yerlerine dönmeye davet etmiştir.
Buna göre: Sadece geri dönmek isteyenler sevk edilecek, diğerlerine dokunulmayacak, yerlerine iade edileceklerin yollarda iaşe sıkıntısı çekmemeleri için gerekli tedbirler alınacak, geri dönenlere ev ve arazileri teslim edilecek, yerlerine daha önce muhacir yerleştirilmiş olanların evleri tahliye edilecektir.
Yetim çocuklar da hüviyetleri dikkatlice belirlenerek ailesine veya cemaatlerine iade olunacaktır.
Bu talimatnameler ve kararnameler de gösteriyor ki, istenmeyen bazı olaylar olsa da Osmanlı’nın Ermenileri yok etme kastı hiçbir zaman olmamıştır. Ermenileri yok etmek isteyen bir devlet, eğer yok etme kastı olsa “sevk ve nakilleri için”, “yolda güvenlikleri için” ve “savaş hali bittikten sonra da geri dönüşleri için” hukuki düzenlemeler yapar mı? Bu Talimatnameleri ve Kararnameleri çıkaran bir devletin soykırım yaptığı iddia edilebiler mi?
Her şeye rağmen Türk Hükümetleri uluslarası bir komisyon aracılığı ile Türk arşivlerini açmayı garanti ettiği halde, Ermeni örgütleri buna yanaşmamaktadır. Bu da Diasporanın özgürlük hedefli olarak olayı kullanmayı sürdürdüğünün kanıtıdır.
Şimdi dönelim günümüze ve Fransa’da yaşanan “ Soykırmı inkar edenlere caza uygulaması” kararı karşısında ki önerime..
İŞTE ÖNERİM;
Türkiye karşılıklı olarak arşivleri açalım dedikçe, bundan kaçınan Ermeni tarafı art niyetli olduğunu göstermiştir.
O halde yapılacak şey, tek taraflı alınan kararlara karşı çıkmanın en geçerli yolu olan bu kararın uygulanamaz olduğunu kanıtlamaktır.
O nedenle, zamanında büyük itirazlara rağmen imzalanan “Gümrük Sözleşmasi’nin” bugün Fransız malarına yapılacak bir boykotu imkansız hale getirdi atlanarak gündeme getirilen boykot kararı yerine neden bu kararı delmek akla gelmiyor?
İşte önerim; Büyükelçimiz tıpış tıpış Türkiye’ye dönmek yerine, sözde soykırımı yalanını inkar eden bir açıklama yapsaydı ne olurdu? Elçiyi tutuklarlar mıydı? Ardından da Fransa’da yaşayan 550.00 Türk toplu olarak aynı söylemde bulunsaydı, 550.000 Türk’ü tutuklayabilecekler miydi?
Amaç göstermelik ve işlerliği olmayan tepkiler koymak yerine, bu tür tepki konsa daha geçerli olmaz mıydı? Hiç olmazsa dünya kamuoyunun konuya dikkati çekilmiş olmaz mıydı?
İddialı devlet olmak boşa sallamakla olunmaz. Ciddi yaptırımlarla olur.
İyi haftalar dlleğiyle..25 Aralık 2011
SADİ SUBAŞI