23.10.2010
HAYAT DERGİSİ SÖYLEŞİSİ.
1. BÖLÜM
SAM-SEV Başkanlığını bıraktıktan bir yıl sonra o dönemlerde yayınlanmakta olan HAYAT Dergisi’nin Genel Yayın Yöneticisi Sayın Soner Cabbar benimle bir söyleşi yapmıştı.
O günden bugüne hiçbir şeyin değişmediğini anlatan bu söyleşiyi belki bugünün yöneticileri dikkate alır diye köşeme taşıyorum.
GİRİŞ:
KENTE İYİ ŞEYLER OLDUĞU SÖYLEYENE DE, BUNA İNANANA DA GÜLÜYORUM.
S. Subaşı: Üniversite bitiren gençleri bu kente geri döndüremiyorsak, çözülmesi gereken önemli sorunlarımız var demektir. Hala kentte iyi şeyler olduğunu söyleyene de, buna inanana da gülüyorum. Halimize acıyorum.
Mobil santralin yargı yoluyla durdurulup, mühürlenmesi en önemli başarımızdır. Haksız ödeme yapan bürokratlara dava açılmasını sağlamamıza rağmen, Bakanlık izin vermediğinden, yargılanmadılar. İnanıyorum ki; günün birinde bu fakir milletin cebinden çıkan milyon dolarların hesabını verecekler.
Teknik anlamda ciddi eleman sayıda yetiştirmemize rağmen, organizasyon ve iletişimi hala beceremiyoruz. İletişimi sağlayabilsek, bu yaşananların hiç biri olmazdı.
Hem Muzaffer Önder hem de Yusuf Ziya Yılmaz döneminde büyük bir destek yakalanmıştı. Yönetime halk desteği vardı. Ama tüm kesimleri bir yana bırakıp "Ben yaptım oldu" mantığıyla, kent dinamiklerini bir tarafa iterseniz, sonuç buraya varır.
Türkiye'de önemli mevkilere gelenler, en iyisini bildiğini düşündüğünden, kimseden fikir almıyor. Bunu yetki paylaşımı olarak algılıyor.
Oysa fikir almak, kimseye bir şey kaybettirmez.
Şimdi de termik santraller konusunda yöneticiler inatla susup, siyasetçiler termiklere sahip çıkıyor. Böyle anlayış olur mu?
GÜZEL İŞLER OLSUN ALKIŞLAYALIM İSTİYORUM
S. Subaşı: Samsun'un yaşadığı problemlerin temelinde "Sahip çıkamama, sahipsizlik" olduğunu öne süren Ecz. Sadi SUBAŞI, iletişim sağlandığında kent adına faydalı işlere imza atılacağına inanıyor. Herkes kendi doğrusunda gitmeye devam ettiği sürece, güzelleştirme çalışmalarına razı, işsiz, yardım paketleriyle zaman çalan, eğitimli gençlerini geri döndüremeyen, emekli, memur, dar gelirli kenti olarak adlandırılmak kaçınılmaz.
"Birbirimizi kırıp, dökmeden, önyargıları bir tarafa bırakarak, fikirlerimizi paylaşmalıyız" diyor.
S. Cabbar: Başbakan Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'yla görüşmesi pek çok söylentiye yol açtı. Bu ülkede iktidar ve muhalefetin bir araya gelmesi, bu kadar zor mu?
S. Subaşı: Siyasetten iyi niyet, güven ve topluma saygıyı kaldırır, yerine siyasi çıkar, kişisel beklenti koyarsanız, bu noktaya gelmek kaçınılmazdır. Başbakan ve ana muhalefet liderinin bir araya gelmesini yadırgamadım. Hem böylelikle, kürsüde birbirleri hakkında daha dikkatli konuşma zorunluluğu hissedebilirler.
Kılıçdaroğlu'na yıllardır tıkanan ana muhalefetin önünü açtığı için teşekkür ediyor ve kendisini kutluyorum. Başbakan'la masaya önerileriyle oturdu. Bir takım mesajlar iletti. Toplum artık kavga istemiyor. Siyasete güven azalmışsa, bunun sorumlusu vatandaş değil, bizi yönetmeye talip olup, kişisel çıkar hesaplarıyla politika belirlemeye çalışanlardır. Siyaset, bu değildir.
SİYASET KİRLENDİ
S. C: Yeni dönemde CHP İl Başkanı olması muhtemel isimler arasında yer almış biri olarak, yerel ve genelde seçim beklentiniz nedir?
S. S: Siyaset uzun soluklu bir iştir. Ayrıca, herkes aynı seviyede çaba sarf etme olanağı bulamaz. Üzülerek söylüyorum ki; demokrasimizin geçirdiği yol kazaları nedeniyle çağdaş temelleri oturmadı. Sonuçta, parti başkanları siyasete hâkim konuma geldi. Bu dün böyleydi bugün de ne yazık böyle. Parti yönetiminin alt yapısını, milletvekili adaylarını, genel başkan belirler.
Hal böyle olunca, farklı yöntemlerle siyaset yapmak zorunluluğu doğuyor. Onu da ancak, kaybedecek bir şeyi kalmayanlar yapıyor. Siyaset kirlendi. Yandaş olup, ödün vermediğiniz sürece, bir yere gelme şansınız olmuyor. Hiçbir beklentim olmadığından, yeri gelince tavrımı net ortaya koyarım. CHP bugün için fırsat yakalamıştır. Bana görev verilsin, verilmesin, üstüme düşeni sonuna kadar yapacağım.
Çünkü sosyal demokrat bir insanım ve bu ülkeyi seviyorum. Benim önerim; il, ilçe başkanlarının, hatta yönetim kurulu üyelerinin ilk seçimde başka göreve talip olmamalarıdır. Yönetime girmek basamak olarak görülüyorsa, bunun adı beklentili siyasettir. Bu şartlarda kişi, kendine çalışacaktır.
S. C: Türkiye'de siyasi yapı bu şekilde mi?
S. S: Maalesef, böyle yaşanıyor. Parti genel merkezlerinin dönem dönem koyduğu koşullar, bugüne kadar işlemedi. İl Başkanlığı, milletvekilliğinin yolu olarak görülür. Benim bu şekilde beklentim yok. İl Başkanı görevi verilseydi, Samsun'un beğeneceği çalışmalar yürütecektim. İddiam bu olabilirdi. Şimdi de verilecek her göreve hazırım. Görev düşmezse de vatandaş Sadi Subaşı olarak her platformda desteğimi sürdüreceğim.
S. C: Yönetim Kurulu üyeliği teklifini neden kabul etmediniz?
S. S: Bunu tartışma konusu yapmak istemiyorum. Kılıçdaroğlu'yla başlayan değişimin, Samsun'a yansımadığını gördüğümden, görevi kabul etmedim. Görev alacaksam, değişime katkı sağlamalıydım. Yönetim kurulunda bulunan arkadaşlar tecrübeli, dirayetli. Desteğime ihtiyaç duymadan, görevlerini başarıyla sürdüreceklerdir.
YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜ SİYASETE KAZANDIRILMALI
S. C: Görevi başarıyla sürdüreceklerine inanıp, değişimin Samsun'a yansımadığını söylemek, çelişki değil mi?
S. S: Partinin şu anki yapısıyla, Samsun'da yepyeni örgüt kurulmasını beklerdim. Sivil toplum örgütlerinde görev bekleyen arkadaşlarımıza, bu kapının açılacağını düşünmüştüm. Yetişmiş insan gücü, partide görev alamıyor. Onları kazanmak gerekirdi. Böylece gerçek değişim sağlanır, farklı fikirler gelirdi.
Kişisel olarak, konunun dışında kalıp, kenara çekilmiş değilim. Hazırladığım raporu, yönetim kuruluna sunulmak üzere, İl Başkanlığı'na vereceğim.
DEMOKRASİNİN ÖZÜ HALKA İNMEKTİR
S. C: Son dönemde CHP'de görülen yükselişin nedeni, Kılıçdaroğlu mu, iktidarın başarısızlığı mı?
S. S: İktidarın yanlışları halkı rahatsız etmeye başladı. İktidar olanın yıpranması kuraldır. Muhalefette, iktidara talip olacak derecede söylemleri ortaya koyamıyordu. Hatta Başbakan sıklıkla "Rakipsizim" diyordu.
CHP'de yıllardır tıkanmış politikalar vardı. Göreve geleli çok kısa süre geçmiş olmasına rağmen Kılıçdaroğlu, geçmiş yönetimin gittiğinden 2 kat fazla sayıda ili ziyaret etti.
Bu halka inmektir. Demokrasinin özünde bu vardır. CHP ülkenin kurucu partisi olarak, bürokrat yapısıyla, muhalefete geçerken, halkla kopukluk yaşadı. Halka inemezseniz, insanlar tercihini değiştirir. Bu sebeple 1950'den yana kısa dönemler ve koalisyonlar hariç ülkeyi sağ partiler yönetmiştir...
SİVİLTOPLUM ÖRGÜTLERI YALNIZ KALIYOR
S. C: Sivil toplum örgütlerini yakından tanıyan biri olarak, Samsun'da birlik, beraberlik kurulduğunu, ortak akılla, ortak hareket edildiğini söyleyebilir misiniz?
S. S: Ülkeye, kente hizmet için mutlaka siyasi arenada yer almak şart değil. Çağdaş demokrasilerin birçok organı vardır. Türkiye'de muhalif söylemleri sadece sivil toplum kuruluşlarının dillendirmesi, siyaset adına bir tehlikedir. 20- 25 yıllık geçmişi bulunan sivil toplum örgütlerinin hepsi aynı güce sahip değil. Yönetim yapısı çok önemli.
Ancak, Samsun'da sivil toplum örgütleri yanlışları söyleyip, mahkeme kararıyla durdurabiliyorsa, bu başarı küçümsenemez. Teşvik döneminde ben milletvekili olsam, Başbakan'ıma "Verilen sözler tutulmadığı için Samsun’a gidemiyorum” derdim. Oysa iktidar milletvekilleri bu defa da, cazibe merkezi yapacağız mesajlarıyla Samsunluyu avuttu. Ne yazık ki, onunda dışında bırakıldık. Buralarda Samsun kent yönetimleri tavır koyamadı.
Bu kentin teşvike ihtiyacı vardı. Her yere teşvik dağıttılar. Şimdi ölü doğduğunu söylüyorlar.
Mecliste Kastamonu, Gaziantep, Konya milletvekilleri bizi savunurken, bizim iktidar milletvekilleri sesini bile çıkartmadı. Teşvik sorunu Ticaret ve Sanayi Odası'nın görevi olmasına rağmen, tam tersini savundu.
SAMSEV olarak birlikte hareket çağrısı yaptık. Başta destek bulduk ama 2. toplantıda önemli kuruluşlar yoktu. Hangi sorunda Vali, Belediye Başkanı, bürokratları görüyorsunuz? Sivil toplum örgütleri yalnız kalıyor. Milletvekilleri gensorumu verdi, önergemi götürdü? Bu bile siyasette nerede olduğumuzun göstergesi. Sivil toplum kuruluşlarında, heykelleri dikilecek insanlar var. Hiç çekinmeden, ekmek yedikleri kurumun yetkilisine karşı tavır sergilediler.
SAMSEV ve TMMOB tarafından ciddi bir birlik sağlandı. Mobil santralin yargı yoluyla durdurulup, mühürlenmesi en önemli başarımızdır. Haksız ödeme yapan bürokratlara dava açılmasını sağlamamıza rağmen, ilgili bakanlık izin vermediğinden, yargılanamadılar. İnanıyorum ki; günün birinde bu fakir milletin cebinden çıkan milyon dolarların hesabını vereceklerdir.
BÖYLE ANLAYIŞ OLUR MU?
S. C: Kent adına önemli görünen yatırımların neredeyse tamamı mahkemelik. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
S. S: Teknik anlamda ciddi eleman yetiştirmemize rağmen, organizasyon ve iletişimi hala beceremiyoruz. İletişimi sağlayabilsek, bu yaşananların hiç biri olmazdı. Hem Muzaffer Önder hem de Yusuf Ziya Yılmaz döneminde şans yakalanmıştı.
Yönetime halk desteği vardı. Ama tüm kesimleri bir yana bırakıp "Ben yaptım oldu” mantığıyla, kent dinamiklerini bir tarafa iterseniz, sonuç buraya varır. Türkiye'de önemli mevkilere gelenler, en iyisini bildiğini düşündüğünden, kimseden fikir almıyor. Bunu yetki paylaşımı olarak algılıyor. Oysa fikir almak, kimseye bir şey kaybettirmez. Şimdi de termik santraller konusunda yöneticiler inatla susup, siyasetçiler termiklere sahip çıkıyor. Böyle bir anlayış olur mu?
VATANDAŞ CANININ DERDİNE DÜŞMÜŞ
S. C: Büyükşehir Belediye Başkanı 3, milletvekilleri 2 dönemdir görevde. Halk memnun değilse, neden oy verip, tekrar seçmiş?
S. S: Vatandaş canının derdine düşmüş. Seçim sandığına giderken bile, kime oy vereceğini bilmiyor. Medya yönlendiriyor, dış güçler yönlendiriyor. Halk ne yapsın? Yapı değişmedikten sonra, hiçbir şey değişmiyor. Ülke sınırları, çıkarları korumakta zorlanılıyorsa, sıkıntı başlamış demektir.
S. C: İktidara güçlü destek veren Samsun'da son dönem gelişimi nasıl buluyorsunuz?
S. S: Gelişimi güzelleşme ve alt yapı, ekonomi, kent kazanımları olarak ayrı kategorilerde değerlendirmek gerek. İşsizlik azalmamışsa, istihdam sağlayacak yatırım çekilememişse, Bakan varken hala hiçbir şey yapılamıyorsa, açıkça durumu yorumlayamıyorum.
Güzel işler olsun, alkışlayayım istiyorum. Benim konumum nedir ki; her gün en az 3-4 kişi iş aramak için geliyor. Makamdakilerin durumu daha zor. İktidardan yana tavır alan Samsun'a, hangi iş adamına yatırım yaptırabildi?
Üniversite bitiren gençleri bu kente geri döndüremiyorsak, çözülmesi gereken önemli sorunlarımız var demektir. Hala kentte iyi şeyler olduğunu söyleyene de, buna inanana da gülüyorum. Halimize acıyorum.
TALEP ETMİYORUZ
S. C: İlk sizin söyleminizdir "Sahipsiz şehir" Bunu neye istinaden ifade ediyorsunuz?
S. S: Milletvekillerine kent adına talep gitmiyor. Talep etmiyoruz, hakkımızı aramıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarında cılız da olsa, canlanma var. Bunu teşvik etmesi gereken kent yöneticileri, randevu vermeyerek, bilgi paylaşmayarak, çalışmaları engelliyorlar. Kent Kurultayı bile tam olgunlaşma aşamasında iptal edildi. Hangi kentte Kent Kurultayı, o kentin yönetenleri tarafından sabote edilir? Üstelik o kurultayda siyaset güdülmemiş, yalnızca kent konuşulmuştur.
S. C: Kent olarak, lobimiz mi zayıf?
S. S: Bizim her şeyimiz zayıf. Örneğin; OSB olayı yüz karasıdır. İşletme açmak isteyene yer verilmezken, bir sürü alan birileri tarafından kapatılmış, boş bekliyor. OSB statüsüne göre, belirli sürede kurulmayan işletmeler, arsa hakkını kaybeder.
O arsaları araştırın, aynı kişilerin üzerinedir. Kent yöneticileri, siyasi baskıyla, kent çıkarlarını 2. plana atıyorsa, yanlışlar yapılır. Sivil toplum kuruluşlarına "Yatırım düşmanı” diyenler var.
Yatırım ülkeye, bölgeye, işletmeciye faydalı ve zarar vermeyecek nitelikte olmalı. Bunun temeli yer seçimidir. Türkiye'nin en verimli ovalarına kurulacak 6 termik santralin, sera etkisiyle ovayı bitireceğini uzmanlar söylüyor. Bu kentte Toprak Koruma Kurulu rezaleti var. Bu yatırıma bu kadar sahip çıkanlar, kent insanına niye sahip çıkmıyor? İktidarı sormuyorum bile. Muhalefet nerede? Hangisi konuyu sivil toplum örgütleri kadar sorguladı? Onların görevi değil mi? Ne acıdır ki; çok şeye alıştık. Toprak altımızdan kayıyor, ülke elimizden kayıyor. Bakalım, daha nelere alıştıracaklar bizi.
TEMEL YANLIŞ; SAHİPSİZLİK
S. C: Samsunspor parlak günlerinden, bugünlere nasıl geldi?
S. S: Her konunun temelinde aynı yanlış yatıyor. Sahip çıkamama, sahipsizlik. Futbol sanayiye dönüşmüşse, takımlar önemli tanıtım organı olmuşsa, herkes ayakta kalmanın bir yolunu buluyorsa, siz bulamazsanız, bu duruma düşersiniz. Biz Samsunspor'a doğru dürüst bir otopark bile veremedik.
Vali Hasan Basri Güzeloğlu taş ocaklarının gelirini kulübe bağlamaya çalıştığında, basında çıkan "Kimin malını, kime veriyorsun?” Haberinden dolayı, soruşturma açıldı. Bu durumda, devletin valisi ne yapsın? Elini, eteğini çekti. Başka kentte bunu yapamazsınız, yaptırmazlar. İsmail Uyanık gidince doğan boşlukta, işin içine siyaset girdi. O günden bu yana Samsunspor'un beli doğrulmuyor. Bu noktada Samsunspor için ne yapılabilir?
Artık, parayla futbolcu alma şansımız kalmadı. Samsunspor Türk futboluna oyuncu yetiştiren 3-4 kentten birisiydi. Yıllarca piyasaya futbolcu vererek, ayakta kaldı. UEFA kuralları değiştirdikten sonra, futbolcuyu elde tutmak zorlaştı. Elde futbolcu olmayınca, kasaya para girmedi. Alt yapıyı ciddi biçimde ele alıp, yeni oyuncular monte edip, takımı onlarla götürmek lazım.
İsmail Uyanık, futbolu bilen, tüm kademeleriyle irtibat kurabilen biriydi. Son dönemde seçilen başkanlar, itilerek göreve getirildi. 10 yılda takıma 100'den fazla oyuncu geldi. Bununla nasıl ayakta durulur? Bu kadar borç nasıl yapıldı?
Bir dönem kasaya ciddi para girmişti. Samsunspor'un geleceği kurtarılabilirdi. Ama o kadar kolay harcandı ki. Vergiden katlanarak gelen borç var. Bunun bir şekilde kaldırılması lazım. Bu borç yüküyle Samsunspor yaşayamaz. Yerel yöneticilerin kulübe, kalıcı gelir sağlaması gerek.
Bunlar aşılamayınca, muhasebenin yapılacağı yer kayyumdur. Kayyum, bu kent için yüz karasıdır. Bu istenmiyorsak borcu yapanların diyeti ödemesi lazım. Şu an Samsunspor'un altı kuyu gibi. Her konulan para, gidiyor.
BU KENTİ SEVİYORUM
S. C: Gelecek açısından umutsuz musunuz?
S. S: Umutsuz değilim. Bu kenti seviyorum. Bana düşen görev varsa, yerine getirmek için çaba sarf ediyorum. Bir şeyler yapmaya çalışıp yapamamak insanı yoruyor. Seçilmişin de, atanmışın da işi zor. Burası zor kent.
Umutsuz olmak istemiyorsak, yönetici, siyasetçi, sivil toplum örgütleri önyargıları bir kenara bırakıp, iletişime geçerek yapılması gerekenlerin konuşulmasını sağlamalıyız. Herkes kendi doğrusuna gitmeye çalışırsa, güzelleştirme çalışmalarına razı olarak işsiz, yardım paketleriyle zaman çalarız.
Eğitimli gençler Samsun’a gelemez. Bu durumda emekli, memur, işsiz kenti olmak, kaçınılmaz. Birbirimizi kırıp, dökmeden, aynı platformda iletişim kurmayı başarmalıyız.
07.08.2020
Ecz. SADİ SUBAŞI