BİOKÜTLE ENERJİ SANTRALİ HAKKINDA Kİ GÖRÜŞLERİM.
Kuruluşunda fikir babası olarak büyük katkılarım olan ve bu kentin sorunlarına çözüm aramak için kurulmuş olan SAM-SEV’İN 14 yıl Başkanlığını yapmış bu kentin bir insanı olarak, Çarşamba Ovası’nın göbeğine yeni bir kirlilik yaratacak BİOKÜTLE SANTRALİ kurulması konusunda sessiz kalmam mümkün değildi.
Bu konuda TMMOB bünyesinde ki konunun uzmanı başta Kimya Mühendisleri Odası olmak üzere meslek odalarının bilimsel olarak karşı çıkışlarını ve yapımcı firmanın çıkarları doğrultusunda ortaya koyduğu itirazları ile basına yansıyan bazı bilim adamlarının raporlarını inceledim.
Bu santralin yapılmasına çok net bir şekilde itirazlarım var.
İlk itirazım, böyle bir santralin yer seçiminedir.
Bu tür çevreyi kirleten tesisler, için yer yokmuş gibi Türkiye’nin gelecekte de en çok ihtiyacı olacak tarım ürünleri için en verimli üç beş alüvyon ovalarından birisi olan Çarşamba Ovası’na yapılması akıl alacak iş değildir.
Bu yanlışlara göz yuman, destek veren herkesin sadece Samsun için değil, ülkemiz adına büyük bir vebal altına girdiklerini belirtmek istiyorum.
Üzülerek söylemem gerekirse, bu ovanın yok edilmesinin yolunu açan ilk kişi, bu ovanın çocuğu olan bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’dır.
2000’li yılların başlarında kurulmak istendiği her kentten o kentlerin milletvekillerinin ve belediye başkanlarının direnmesi ile kovulmuş olan 6 numara Fuel-Oil ile çalışacak olan MOBİL SANTARAL yapımcılarının Samsun’a davet edilmesi sadece bu ovaya değil, ülkemize yapılan büyük bir ihanetti.
Ne yazık ki, Samsun o günlerde Büyükşehir Belediye Başkanı olan Yusuf Ziya Yılmaz döneminde “Sarı Kızını” feda etti. Bu da Çarşamba Ovasını yok edecek termik santral yapımcılarının Çarşamba Ovası’na hücum etmesinin yolunu açtı.
Hatırlanacaktır, bu santralin yapım aşamasında muhalefette olan AKP Samsun Milletvekilleri de bu santrale karşı çıkıyordu. TMMOB ve SAM-SEV’İN öncülüğünde kurulan “Çevre Birlikteliği”, Sözcüsü Sayın Metin TELATAR ile büyük bir direniş başlatmış ve o dönemin Baro Başkanı Sayın Arif yılmaz Üney’in üstün çabaları ile Danıştay tarafından ruhsatı iptal edilerek kapattırılmıştı.
O günlerde de bu santralin çevreye çok zarar vereceğini anlatmamıza rağmen, o yörenin insanlarını dahi inandıramamıştık. Onlar santralcilerin pembe yalanlarına inanmışlardı. Ta ki, santral ilk deneme çalışmalarını yapmaya başlayıp da tarlalarında ki ürünler kapkara oluna kadar. Bu kez de santrali yakmaya çalışmışlardı.
Burada çok üzüldüğüm bir noktanın da altını çizmek istiyorum. Yapım aşamasında karşı çıkan AKP’li milletvekillerimizin, AKP’ nin iktidara gelmesi ile suskun kalarak bu santralin yapımına göz yummalarıdır.
Uzun süre kapalı kalan bu santral yapımcılarının devletle yaptıkları akıl almaz sözleşme sonucu çalışıyormuş gibi yıllarca çalışmadan paralarını almıştı.
İşin çok daha kötü yanı, Samsun’un sahipsiz olduğunu gören kirli yatırımcılar Samsun’a hücum etti. Bunun sorumluları bu kenti yöneten valiler, belediye Başkanları ve Milletvekilleridir.
Sonunda ülkemizin geleceği olan Çarşamba Ovası enerji koridoru ilan edilerek ovanın idam fermanı imzalandı.
İkinci itirazım da, bu kentin insanlarının sağlığını korumakla görevli olması gereken Samsun Valisi’nin (Bir önceki Vali döneminde) Muhtemelen siyasi baskılarla “ÇED Raporuna gerek yoktur” Kararı vermiş olmasıdır.
Böylesine çevre kirliliği yapacak bir tesise nasıl ÇED Raporuna gerek görülmez, anlamak mümkün değil. Gerçi artık ÇED Raporu almanın da bir anlamı kalmadı. Nasıl olsa ne ilgili bakanlıklar, ne de yargının ÇED Raporlarını dikkate aldığı yok.
Gelelim itirazlarımın nedenlerine;
Öncelikle belirtmek isterim ki bu ova 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu ile koruma altına alınarak Tarımsal Sit Alanı ilan edilmiştir. Bu nedenle bu alana “ÇED Raporuna Gerek Yoktur” Demek ve bu ovaya kirletecek bir tesisin yapılmasına göz yummak, adı geçen kanunu ihlal etmektir.
Eğer bu Biyo Kütle Enerji Santralinde günde 630 ton, yılda 230.000 ton hammadde yakılacaksa,
Günde 38 ton kül atılacaksa ve bu küller tesis alanında depolanacak, ayrıca bacasından da günde 14.4 ton kül havaya salınacaksa,
Günde 2000 Litre mazot yakılacaksa,
Yine günde 1500 ton su yer altından çekilerek yer altı su kaynakları tüketilecek ve ısıtılmış su daha sonra drenaj kanalları ile toprağa verilecekse, böyle bir tesisin çevreye zarar vermeyeceğini, bu işten çıkarı olmayan ve bu işlere yıllarını vermiş hiçbir meslek örgütü yöneticisi söylemez, söyleyemez.
Hele de, 5346 sayılı kanunla bu tür santrallerin kullanabileceği hammaddelerin kentsel atıklar, bitkisel yağ atıkları kentsel atıklar, bitkisel yağ atıklar, tarımsal atıklar, tarımsal ve orman ürünleri, atık lastikler, sanayi atık çamurları ile arıtma çamurları olarak belirlenmişse, böyle bir tesisin çevresini kirletmeyeceğini kimse iddia edemez ve bu işten çıkarı olmayan hiç kimse de inanmaz.
Bu konuda bazı ünvanlı bilim adamlarınca yapılan destek açıklamalarını da, yıllarını ilaç dünyasında geçirmiş birisi olarak, insan sağlığını tehlikeye atan bazı ilaçları aklamak için bazı bilim adamlarının unvanlarını nasıl kiraladığını çok iyi bilen birisi olarak inandırıcı bulmuyorum.
SONUÇ:
Bir kent, eğer bazı çıkar çevrelerinin gücüne teslim olmuşsa, siyasetçileri kişisel çıkarlarını onları seçmiş kentin çıkarlarından önce görüyorsa ve kent yöneticileri de suskun kalıyorsa, o kentin geleceği olamaz. Böyle bir kentte halkın çıkarları için çaba harcayan sivil toplum kuruluşlarının da çabası sonucu değiştiremez.
Samsun’un sorunlarının çözülmesi için Samsun’u kendi çıkarları veya partisinin çıkarlarından daha çok seven siyasetçi yöneticilerin görev başına gelmesi ile mümkündür.
Devlet, kendi çiftçisinin ürettiği ürünü almayıp, “Daha ucuza alıyorum” iddiası ile dış ülkelerden tarım ürünleri alarak çiftçini tarıma küstürürse ve köy gençlerinin çaresizlikten köylerinden kopmasına zemin yaratırsa, çaresizlikten üç kuruş fazla veren bu santralcilere tarlalarını satmak zorunda kalan o çiftçileri suçlayamayız.
Tarım alanlarını kirli yatırımcılara açan ülkelerin sonunun ne olduğunu öğrenmek isteyenler, bir zamanlar Afrika ülkelerinin buğday sağlayıcısı olan Somali’nin tarihçesini inceleyerek, bugün nasıl açlıkla mücadele etmek zorunda kaldığını öğrenebilirler.
Küresel ısınma riskinin önümüzde ki yıllarda giderek artacağını ve ülkelerin en çok ihtiyaç duyacağı şeylerin su ve tarım ürünleri olduğunu düşününce, umarım sonumuz Somali gibi olmaz diyorum.
Son yılların belası virüs salgınından korunmak için önümüzde ki günlerde çok daha dikkatli olmamız gerektiğini vurgulayarak, sağlıklı haftalar diliyorum.
16.08.2020
Ecz. SADİ SUBAŞI