ENERJİ KONUSUNDA BİLİNEN OYUN YENİDEN GÜNDEMDE Mİ?
Ülkemizde ne zaman enerji kısıntıları olur ve enerji açığından söz edilmeye başlarsa, arkasından
mutlaka enerji yatırımları gündeme gelir .4 yıl önceki mobil santral belası Samsun’un başına
böyle bir suni gündem sonrası sarılmıştı. O günleri yaşayanlar hatırlayacaktır. Ülkede birden
bire zamanlı zamansız elektrik kesintileri yaşanmış ve ardından da acil önlemler hükümet
gündemine taşınmıştı. Bu karmaşa içersinde yangından mal kaçırılırcasına tüm dünyanın terk
ettiği ve tam bir çevre düşmanı, adı gezer, kendi sabit mobil santrallar yerden biter gibi
yapılmaya başlamıştı. Daha sonra dönemin başbakanı sayın Ecevit’in beni dahi inandırdılar dediği
söylenmiştir. Bilindiği gibi o dönemin hükümet ortağı partinin başbakan yardımcısı ile enerji
bakanı ve yakınları bu yolla görevlerini kötüye kullanarak çıkar sağladıkları için yüce divanda
yargılanıyorlar.
Bunları şunun için hatırlattım. Geçtiğimiz günlerde yaşanan doğal gaz kısıntısı ve ardından da
nükleer santralların yeniden gündeme getirilmesi acaba bir rastlantı mı? Yine birilerine tatlı
yatırım ortamlarımı hazırlanıyor bilemiyorum? Zaman her şeyi gösterecektir. Bu işin bir yanı.
Asıl söylemek istediğim Ülkemizin nasıl bir enerji çıkmazına itilmiş olduğunun az da olsa
görülmüş olmasıdır. Tanrının ülkemize sunduğu doğal kaynakları bir yana iterek, geleceğimizi
ipotek altına sokacak bir dış bağımlılığa mecbur bırakılışımızı tartışmak istiyorum. Çok zengin
akarsu olanaklarına sahip ülkemizde tamamlanmayı bekleyen bir çok hidroelektrik santral ( baraj
) varken , çevre düşmanı mobil santrallara kaynak aktarmak ve suya göre çok daha pahalı olan dış
kaynaklı doğal gaz anlaşmaları yapmak Ülkemizin çıkarına olmamıştır. Bu anlaşmaların nasıl ve
hangi yüksek fiyatlarla yapıldığı yönündeki söylentileri tartışmak dahi istemiyorum. Ülkemizin
son on yılda enerji , tarım ürünleri ve ilaç gibi stratejik önemi büyük konularda dışa bağımlı
hale gelişini üzülerek ve büyük bir endişe ile izliyorum. Dünyada tek süper güç haline gelen
Amerika’nın, kendi insanlarının refahı ve çıkarı için sürdürdüğü sömürgeci anlayışın, ülkemizin
de içersinde olduğu Orta Doğu’yu kuşatma altına aldığı artık net bir şekilde görülmektedir.
Önümüzde ki dönemlerde İran üzerinde uygulanacağı söylenen senaryo gündeme geldiğinde ,
Türkiye’nin aldığı doğal gazın ne olacağını görebilmek için kahin olmaya gerek yoktur.
Oysa Ülkemiz, sahip olduğu öz enerji kaynaklarının tamamını devreye sokarak geleceğimizi güvence
altına almalı ve ondan sonra gerekecek enerji açığı için dış kaynak arayışına girmeliydi. Ancak
ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş olan Ülkemize dayatılanlara direnecek halimizin kalmayışı,
Ülkesini seven herkesi derinden üzmekte ve endişelendirmektedir.
Bu arada bir konuya da dikkat çekmek istiyorum. 20. yüzyılın son çeyreğinde önem kazanan çevreci
anlayış da zaman, zaman kötüye kullanılıyor. Özellikle bizim gibi az gelişmiş veya gelişmekte
olan Ülkelerde çıkarları olan güçlü ülkeler çevre konusunu çok iyi kullanabiliyorlar.
Çıkarlarını koruyabilmek üzere çevreci sivil toplum kuruluşlarını yönlendirebiliyorlar.
Ülkemizin önemli çıkarları olan kendi doğal kaynaklarımızı kullanmamız engellenebiliyor. Örneğin
ülkemize altın satışın da önde gelen Almanya’nın , Bergama altın madeninin işletilmesinin
engellenmesinde çevrecileri nasıl yönlendirdiği kamuoyunun en çok tartıştığı konularından
birisidir. Yine Türkiye’de ne zaman nükleer santral gündeme gelse çevreci kuruluşlar ayağa
kaldırılıyor. Bu arada, çevreci kuruluşların yer seçimleri konusundaki duyarlılığını bunun
dışında tuttuğumu söylemek isterim. Eğer bizim nükleer santral kurmamızı engelleyen ülkeler
kendileri nükleer enerjiden yararlanıyorsa bunu hoş görü ile karşılayamayız. Bu gün ABD’de 109,
İsveç’te 11, Japonya’da 55, Fransa’da 59 nükleer santral çalışıyorsa hiç kimse Ülkemize bu hakkı
çok göremez. Barışçıl amaçla enerji üretimi yapacak nükleer santralleri doğru yer seçimi koşulu
ile gündeme alıp tartışabilmeliyiz.
Ne yazık ki, siyasi etiğin yerleşmediği ülkemizde enerji konusu her zaman istismar edilmiştir.
Ancak bence altının çizilmesi gereken en önemli şey, bu tür tartışmalı işleri üstlenen firma
veya kişilerin hemen her dönem de iktidar ile kol kola olabilme becerisini gösterebilmeleridir.
Önceki koalisyon döneminin başbakan yardımcısı ve enerji bakanını yüce divana gönderen
tartışmalı ihalelerin sahipleri, bu günkü iktidarın da en yakınında olan insanlardır. O gün
Samsunluları ayağa kaldıran mobil santrallara sivil toplum kuruluşları ile karşı çıkanlar, bu
gün iktidar milletvekili olarak yasal dayanağını yitiren bu santrallara ödenen milyon dolarlara
suskun kalmaktadırlar. Bunun gerçekten üzerinde düşünülmesi ve irdelenmesi gereken bir konu
olduğunu sanıyorum.
Bu ülkenin bağımsızlığına ve sınırlarına sahip çıkabilmek adına tarım ürünleri ile, ilaç
üretimine ve öz enerji kaynaklarının kullanımına önem vermesinin zorunlu olduğu inancını
taşıyorum. Bunun yolu da, ülkemizi ekonomik bağımlılıktan kurtaracak önlemlerin zaman geçirmeden
alınmasıdır. İyi haftalar.. 11-ŞUBAT-2006
SADİ SUBAŞI