a-mail; sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
LİDER OLMANIN SORUMLULUĞU..
Ülkemiz insanı kültür yapısının bir yansıması olsa gerek, hala yönetilmenin yolunu inandırıcı liderler de görmektedir.. Zaman, zaman biraz da batılı kafası ile kadrolaşarak yönetim tarzını benimseyenler sıkışan siyasi boşluğu aşmaya çalışmaktadırlar. Ancak inandırıcı bir lideri olmayan bu hareketler, ne kadar güçlü isimlerden oluşursa oluşsun, sonu her defasında hüsran olmaktadır. Halkımızın bu anlayış tarzı ve güveneceği lider bulabilme beklentisi o kadar kötüye kullanılmıştır ki, sonunda toplumun siyasetçiye saygısı kalmamıştır. Yapılan anketlerde, güvenirlik sıralamasında siyasetçilerin en son sıralarda yer alması, ülkemizin geleceği açısından endişe vericidir.
Bu ülkenin insanı hala bir Atatürk arıyorsa, bunun en büyük nedeni, inançlarını kötüye kullanmayacak, kendini kandırmayacak, kazandığı konumun olanaklarını kendisine ve çevresine pompalamayacak liderler bulamayışındandır. Toplum ekonomik sıkıntı içersinde inim, inim inlerken,
tantana içinde yaşayan lider konumunda ki insanlar, bu yanlışlara çözüm olarak görülenlerin yeteneksizlikleri, hepsinden öteye arkadan gelenlerin önünü açmayacak kadar koltuk meraklıları, ülkemiz siyaseti adına büyük şanssızlıktır.
Bu söylediklerim sadece ülke yönetiminde söz sahibi olan liderler ile de
sınırlı değildir. Dernek yöneticisinden, yerel yönetim birimlerine kadar her kademe de örnek alınabilecek, ilkeli ve güven veren lider sıkıntısı çekilen bir ülke haline geldik. Özellikle 1980 askeri müdahalesi sonrası belli bir birikime sahip olmuş insanların ayırım yapılmadan harcanması, 1980 öncesi yaşanan anarşinin önünü kesmek adına çıkartılan engelleyici yasalar, bu ülkenin birikimli insanlarına siyaset kapısını kapatmıştır. Bu gün yaşadığımız siyasi erozyonun biraz da nedeni budur. 1980 sonrası siyasi yaşamımıza paraşütle getirilen prenslerin, alt yapı hazırlanmadan başlattığı liberalleşme akımı ve ardından gelen soygun düzeninin sorumlusu da milletin çaresizlikle bel bağladığı liderlerdir. Yarattıkları düş kırıklığı çok ağıra mal olmuştur.
Her şeyine özendiğimiz batılı liderlerin siyaset anlayışını bir türlü benimseyemiyoruz. Kaybetmekten usanmayan, kendisine ve sahip olduğu siyasi misyona bel bağlayanları hayal kırıklığına uğratmaktan bıkmayan ve bir türlü koltuklarını terk edebilme erdemini gösteremeyen insanlara nasıl gerçek lider gözü ile bakabileceğiz? Uygulayacaklarını kendi yönetim kadrolarıyla dahi paylaşmaktan kaçınan despot liderleri, bu toplum önder lider olarak benimser mi , sanıyorsunuz? Yönettikleri kentin yaşamsal projeleri için, çağdaş demokrasilerin vaz geçilmez unsurları olarak görülen sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini almak gereğini dahi görmeyen kent yöneticilerinin tavrı, AB sevdasında ki bir ülke insanının kabullenebileceği şeyler değildir.
Halkını adam yerine koyan, onun inançlarını sömürmeyen , düşüncelerini onların temsilcisi konumunda ki sivil toplum kuruluşları ile paylaşabilen, toplumu yanıltmayan, kararlı, zamanı gelince koltukları boşaltabilen, halkının ve ülkesinin çıkarlarını ve onurunu her şeyin üzerinde tutabilen, bu ülkeyi düşman işgalinden kurtararak, çağdaş bir devlet yaratanlara saygı da kusur etmeyen gerçek liderlere sahip olmak, bu toplumun hakkıdır diye düşünüyorum.
Şöyle etrafınıza bakınız. Çevrenizde size bu duyguları veren, gözünüz kapalı arkasından gidebileceğiniz lider gibi lider görebiliyor musunuz? Bu boşluk değil midir ki, her seçim öncesi yeni bir umuda sarılıyoruz.
Umarım, siyaset adına bu güvensizlik, çaresizliğe ve umutsuzluğa dönüşmez. Siyaset adına görev alanlar bu tehlikeyi ciddiye alır ve toplumun hak ettiği yönetim anlayışını benimserler. İyi haftalar dileğiyle..
02-temmuz-2006
SADİ SUBAŞI