DİK DURABİLEN BİR TÜRKİYE ÖZLEMİ..
Tarihin her devrinde Ülkemiz üzerinde oynan oyunlar ve gizli hesaplar bugün de devam etmektedir. Ülkemizin jeopolitik konumu bu hesapların yapılmasının en önemli nedenidir. Özellikle yayılmacı ve sömürgeci güçlü devletlerin iştahını kabartan doğal güzelliklerimizi ve yer altı kaynaklarımızın zenginliklerimizi korumak için çok güçlü ve uyanık olmaya mecburuz. Bir yanda her şeye rağmen Müslümanlığın en çağdaş anlamda yaşanmasını sağlayan laik ve demokrat rejime karşı kökten dinci baş kaldırış, diğer yandan bölgemiz üzerinde yapılan uzun vadeli hesaplar nedeniyle güçlü olmanın yanında, birlik ve beraberliğimizi sağlam tutmamız gerekmektedir. Aksi halde, bu oyunların içersinde bir piyon görevi yapmaktan ve bize asırlardır giydirilmeye çalışılan elbiseyi giymeyi kabullenmekten öteye gitme şansımız olmayacaktır.
Oysa dışardan tezgahlanan oyunlar ve içimizde ki işbirlikçilerin ihaneti her geçen gün artarken, biz toplum olarak mahkum edildiğimiz yoksullukla ve geçim derdi uğraşmaktan kurtularak , bir türlü ortak tepkiyi gösteremiyoruz. Her dönem çıkartılan bir sorunla uğraşmaktan önümüzde ki gerçek tehlikeyi göremez olduk. Atatürk bu gerçeği görmüş ve bu ülke insanına yapması gerekenleri tüm olanaksızlıklar içersinde hem uygulayarak, hem de ilkeler halinde ortaya koyarak göstermiştir. Bu nedenle, Ülkemiz üzerinde hesapları olanların en büyük düşmanı hala Atatürk’tür. AB girebilmemiz için Atatürk’ün ortaya koyduğu ve bu milleti millet yapan, bugünkü çağdaş yaşamı bizlere sağlayan ilkeleri terk etmemiz istenmektedir.
Artık şu gerçeği net bir şekilde görmek ve ona göre bir yol haritası belirlemek zorundayız. Bu ülke üzerinde hesapları olan ve bize dost gözüken gerek AB’nin ve gerekse ABD’nin ne bizim hangi rejimle yönetildiğimiz, ne de açlık sınırında yaşadığımız umurundadır. Onların tek hedefi, tüketime ve lükse alıştırılmış 75 milyona dayanmış insanın biraz daha fazla nasıl sömürüleceğidir? Güçlü ve dik duran bir Türkiye’nin kolay sömürülemeyeceğini herkesten çok onlar bilirler. Onun için Büyük Önder Atatürk’ün bizi dik tutan ilkeleri onları rahatsız etmektedir.
Dik durabilmenin yolu ekonomik bağımsızlıktan geçmektedir. Ekonomik bağımsızlık ise ekonomik olarak güçlü olmak demektir. Ekonomik yönden güçlü olmak demek, gelirinden çok harcamamak gibi, ülkemizde ki dar gelirli her ailenin çok iyi becerebildiği bir kuraldan geçmektedir. Bize dost olduğunu söyleyen ABD ve onun dünya ekonomisini yöneten kuruluşları Dünya Bankası ile taşeronu İMF ise tam tersini önermektedir. Bunu anlamak için bu kuruluşun kıskacına aldığı Ülkemiz hükümetlerine dayattığı şartlara bakmak yeterlidir. Bu ülke insanının büyük bir bölümünü oluşturan ve onları açlık sınırında yaşama mahkum eden asgari ücreti düşürün, toplum sağlığını olumsuz etkileyecek sağlık harcamalarını kısıtlayın demektedir. Aynı kuruluşun lüks tüketimi kısıtlayıcı bir şartını duyanınız var mı? Örneğin, benzin tüketimini kısıtlayın, lüks otomobil alımlarını azaltın, karayolu taşımacılığını terk ederek demiryolu ve deniz yolu taşımacılığına ağırlık verin dediğini duyanınız var mı? Diyemezler. Çünkü bu ürünler sömürgeci anlayış gereği daha çok tüketilmedir. Bizim insanımızın açlığı, sağlıksızlığı veya hangi rejimle yönetildiği bunların umurunda değildir. Olmasını da beklemek hakkımız değildir.
Bizim için yapılması gereken şey, Atatürk’ün çizdiği laik ve çağdaş bir yönetimle, milli çıkarlarımız doğrultusunda çok üreten, az tüketen bir toplum terbiyesini ve anlayışını yeniden halkımıza benimsetmek olmalıdır.
Ancak, bu anlayışa inanan ve uygulama cesaretini gösterebilecek, toplumu buna inandırabilecek yönetimleri de bulabilmemiz gerekmektedir. Çünkü tüketimi ve saltanatı en üst düzeyde yaşayan, azınlıktaki büyük ekonomik güç sahiplerine, bunu anlatmak kolay olmayacaktır. Açlık sınırında yaşamaya alışmış büyük çoğunluğa bunu anlatmak hiç de zor değildir.
Sözün özü, bu ülkenin kurtuluşu ve dik durabilmesinin yolu ekonomik kurtuluş savaşından geçmektedir. Bizi yönetenler buna inanırlarsa ve bu gücü kendilerinde bulurlarsa Halkımızın bunu kolaylaştıracağına inanıyorum.
İyi haftalar dileğiyle.. 16-Temmuz-2006
SADİ SUBAŞI