KARAYOLUNA MAHKUM EDİLEN TÜRKİYE..
1950 yılında MARSHALL yardımı almaya başladığımız günlerden başlayarak iktidarda olan hükümetlerin hedefi Ülkemizde ki karayolu ağını önce düzeltmek sonra da yaygınlaştırmak olmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrası çok partili sisteme geçilmesi ile iktidara gelen DEMOKRAT PARTİNİN halka verdiği sözler doğrultusun da, çok kötü olan karayolu ağını güçlendirmek için uyguladığı politikayı anlayışla karşılamak mümkündür. 1960 ihtilali sonrası iktidara gelen DYP nin de aynı politikayı sürdürerek devam ettirdiği karayolu yapma ve köylere kadar ulaşımı götürme çabası da ilk bakışta doğru bir yaklaşım olarak görülebilir.
Ancak 1980 sonrası hız kazanan otoyol yapımının geniş çerçeve de değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu kararların büyük kentleri birbirine bağlayan ana arterlerin dışında ki otoyol yapımlarının gözden geçirilmesi gerekir. Dünyanın en pahalı ulaşım yolu olan karayolu, gelişmiş ülkelerin tercih ettiği, özellikle de tek alternatif olarak aldığı bir ulaşım yolu değildir. Bu ülkeler de ana arterler otoyollarla donatılırken, toplu taşımacılığın sağlandığı dünyanın en ucuz ulaşım yolu olan demiryolu ve denizyolu ulaşımı daha ön plana çıkartılmıştır.
Ülkemizde bu gerçeği ilk ve tek gören lider büyük Önder Atatürk olmuştur. Ne yazık ki, son gören ve son uygulayan da O olmuştur. Günümüz de hala Atatürk dönemin de yapılan demiryolları kullanılmaktadır. Bu demiryolu ağına hemen, hemen hiçbir yeni hat eklenmemiş veya % olarak çok düşük oranlarda kalmıştır. Tanrı’nın bu ülkeye lütfettiği olanaklar yerine, bölgede çıkarı ve gelecekte hesabı olan dış güçlerin yönlendirmesi ile karayolu yapımına önem verilmiştir.
Karayolu, kaza oranlarının en fazla olduğu, can ve milli servet kaybının en yüksek oranlara çıktığı bir ulaşım yoludur. Yolcu ve kargo taşımacılığının karayolu ile yapılması demek, milyon dolarla ifade edilen dışa bağımlı akaryakıt ve otomotiv aracına çok büyük milli gelirin ayrılması demektir.
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin denizyolu işletmesini hemen, hemen hiç kullanmaması ve karayolu ulaşımına mahkum edilmesi, bu ülkenin kalkınmasını frenleyen en büyük nedenlerden birisi olmuştur. Olaya bu pencereden bakınca, Atatürk döneminden sonra iktidar olan hükümetlerin hepsini de suçlamak mümkündür. Önce ki yıllar da az da olsa kullanılan deniz ulaşımı da, son yıllarda iyice terkedilmiş, adeta nostaljik anlamda yapılan kısa mesafeli birkaç hat kalmıştır.
Bu yanlış politikaların bilinen en önemli nedeni her geçen gün biraz daha ekonomik bağımsızlığımızı yitirmemizdir. 1950 de başlayan, özellikle Amerika kaynaklı borç alımında Türkiye’ye karayolu dayatılmıştır. Son 30 yıl da hızla tek süper güç haline gelen Amerika, bölgede ki uzun vadeye dayalı çıkar hesapları nedeniyle İMF kanalı ile verdiği borçlara karşılık Ülkemize karayolu yapımını dayatmıştır. 1970 li yıllarda yeni tanıştığımız İMF’i anlatan bir kitap okumuştum. Doğan Avcıoğlu’na ait kitabın adı “İMF NEDİR” idi. Bu kitapta, O yıllarda İMF den alınan bir kredinin ön şartlarından birisi olarak, daha sonraki yıllarda büyük harcamalar yapılarak gerçekleştirilen “ İPEKYOLU” olarak da adlandırılan otoyolun, Türkiye tarafından yapımının ön şart olarak konuşu anlatılmaktadır.. Düşünebiliyor musunuz, kısa sürede bütçe açıklarını kapatmak için alınan borçlar sırtımıza bir yük olarak binerken, bir de Ülkemiz için belki çok da önceliği olmayan bir karayolu yapımı bize dayatılmıştır. Bu yolun, bu günlerde gündeme gelen ve ABD nin adım, adım uyguladığı Büyük Orta Doğu Projesinin ( petrol havzaların hakim olma amaçlı stratejisi) çok önceye dayalı ince hesapların sonucu olduğunun da en büyük kanıtıdır.
Sonra ki yıllarda daha da artan İMF den borç alımı, bizi adeta karayoluna mahkum etmiştir. Çünkü gelişmiş ülkeler, Avrupa’nın en yüksek nüfuslarından birisi olan Türkiye pazarına göz dikmiştir. Bu politikalar sonun da, gelişmiş ülkelerin kendi üretimleri olan otomotiv araçlarının ve bu ülkelere ait uluslararası şirketlerin tekellerinde bulunan akaryakıtın, satışı için pazar olarak Türkiye’yi görmesinden doğal bir şey olamaz. Her ülke çıkarlarının hesabını yaparken, üzülerek söylemek gerekirse Türkiye ekonomik bağımsızlığını kaybettiği için kendi çıkarları yönünde yatırımlar yapamamış ve karayolu taşımacılığına mahkum olmuştur. Son dönemde ki AB sevdamız da otomotiv üretim ve bu yönde ki dış alımını hızlandırmıştır. Bu tercih tüm hükümetlerin bütçe açıklarının en büyük nedenidir.
Karayolu yapımına Samsun açısında baktığımız da ise bir başka üzücü tablo ortaya çıkmaktadır. Son iki ay da bir kez özel otomobilim ile Ankara, bir kez de otobüsle İstanbul yolculuğu yaptım. Samsun’un her konuda olduğu gibi karayolu konusunda da büyük bir ihmale uğradığı gerçeğini bir kez daha yaşadım. Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayan tek yol olan Samsun Ankara karayolu, belki de Türkiye’nin en kötü karayolu olma özelliğini koruyor. Özellikle bu karayolunun Samsun tarafı olan Samsun Merzifon arası bir felaket. Samsun’un karayolu seferberliğinden dahi yeterli payı alamamış olması gerçekten üzücüdür. Böyle bir karayolu Doğu Anadolu’da bile kalmadı. Ülkemizin en büyük yolcu taşıma şirketlerinde birisine ait lüks otobüsle otogardan çıktıktan sonra, çok uzun bir süre, öylesine delik, deşik olmuş bir karayolunda seyahat ettik ki, sarsıntıdan kendimizi tarlada yol alıyoruz sandım. Yıllardır yılan hikayesine dönen Samsun Merzifon yolu, her dönem bu kentten en çok sayıda milletvekili çıkartan siyasi iktidarların ayıbıdır ve bu kenti ciddiye almamalarının en büyük göstergesidir. Bu, aynı zaman da Samsun’u temsil eden politikacılarımızın, da yıllardır ne kadar yetersiz kaldığının da bir başka kanıtıdır. Geçen hafta yaygın bir TV kanalında ki izlediğim programa katılan, bir dönem de Karayolları Genel Müdürlüğü de yapmış olan hemşerimiz Sayın Yaman Kök de, Samsun’un karayolu yönünden yetersizliğini vurguluyordu. Devamla, Samsun da günde 600 araç geçen kısa mesafeli karayolları bölünmüş yol haline getirilirken Samsun Ankara karayolunun ihmal edildiğinin altını çiziyordu.
Samsun’u Ankara’ya bağlayacak demiryolu projesi ile limanlarla donatılmış ve hiçbir ek masraf gerektirmeyen Karadeniz hattına konacak hızlı feribot seferleri Samsunlunun en büyük beklentisidir. Samsun adına siyaset yapanların ilk hedefi, atıl olarak duran denizyolu ulaşımı için çaba harcamak olmalıdır. Yaklaşan genel seçimlerde Samsun adına siyaset yapmayı düşünenlerin bunu şimdiden gündemlerine alması gerekir diye düşünüyorum.
Son yıllarda ulaşım adına tek kazancımız havayolu ulaşımının başlaması olmuştur. Sıra şimdi denizyolu ulaşımındadır. Bunu talep etmek ve hükümetler ile milletvekillerimizin çaba harcamasını beklemek, iktidara en fazla milletvekili veren illerden birisi olan Samsun’un hakkıdır sanıyorum. Sağlık dolu bir hafta dileğiyle.. 13-OCAK-2007
SADİ SUBAŞI