Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Benim Ülkem Bunları Hak Etmiyor.

BENİM ÜLKEM BUNLARI HAK ETMİYOR…

Sadece son bir hafta içersinde gelişen olaylara bakarak dahi dehşete kapılıyorum ve ülkemin insanları adına utanıyorum, yüzüm kızarıyor. Bu ülke çok zor günlerden geçti. Düşman postalları altında inlemekten Büyük Önder Mustafa Kemal’in inancıyla yoğrulan Anadolu çocuklarının kanları pahasına kurtarıldı. Ve bizler, bugün O’nun kurduğu özgür son Türk Devlet’inin onurunu dahi koruyamıyoruz. Yazıklar olsun.
Banka soygunları ile özdeşleşen bir anlayışla kendisini yönetenlere isyan eden toplum, büyük umutlar bağladığı ve % 47 ile tek başına iktidara getirdiği günümüz yönetimi ile bir değişime imza atmak istemiştir. Ne var ki, toplumun verdiği % 47 oy desteğinin mesajı doğru algılanmamış ve toplumu gerecek uygulamalar halkın beklentilerinin önüne geçmiştir. Bu uygulamaların sonucunda, ülkemiz bir demokrasisi ayıbı olacak kapatma davası ile karşı karşıya kalmıştır.
AB’ e gireceğiz diye verilen tek taraflı ödünlerin ardı arkası kesilmez olmuş ve bir türlü doymayan AB ve ABD her gün yeni bir ödün ister hale gelmiştir. Bilirsiniz, bu durumu anlatan güzel bir hikâye vardır. “Aç kalan ve zayıf düşen aslanlar öküz sürüsünü kuşatır ama güçlerinin yetmeyeceğini görünce, tilkiyi elçi olarak gönderir ve sürüye dokunmamak için sarı kızı vermelerini isterler. Aslanların istediği sarıkızı feda ederek kurtulacağını sanan öküz sürüsü, her geçen gün gelen yeni isteklerin sonunda işin farkına varır ama artık direnecek güçleri kalmamıştır.”
Ne yazık ki ülkemizde de bugün gelinen nokta bundan farklı değildir. Eğer öyle olmasaydı, AB’ nin jandarmaları önümüze her gün bir istek koyamazlardı. Ne diyor? Kendini müstemleke valisi sanan bu densizler. “Vakıflar Kanununun çıkartılması güzel oldu. Ama yeterli değil, Patrikhane’ye Ekümenik yetkisini de vermelisiniz. 301. maddeyi düzeltmek yetmez, tamamen kaldırın.” …
Sonun da bu jandarmalardan birisi olan Bay Joost Lagendijik, işin dozunu iyice kaçırmış ve önceki gün bağımsız Türk Yargısına da burnunu sokmuş ve devam eden kapatma davası üzerinde yorum yaparak yargıyı etkilemeye çalışmıştır. Bununla da hızını alamamış ve ana muhalefet partisi hakkında “ bir felaket” ve “Avrupalı sosyal demokratlar CHP’den utanç duyuyorlar” deme küstahlığını göstermiştir.
Bu küstahlık karşısın da ülkemizi yönetenlerden, özellikle Dışişleri Bakanımızdan bir tepki var mı? Cumartesi akşamı itibariyle ben duymadım. Benim ve ulusumun incinen onurunu kim koruyacak? Bu nasıl bağımsızlık? Bu toplum bunu hak ediyor mu? Lozan’ı çöpe mi attık? Sevr’i hortlatmaya çalışanlara bu kadar kolaylık sağlamak neden? Bu ülkede fanatikler hariç hiç kimse AB’ne karşı değildir. Ama onurumuzu ve çıkarlarımızı koruyarak girmek hakkımızı kullanmamayı da kabullenemiyorum.

YA MUHALEFET, O NEREDE?
Bu ülkenin bir başka şansızlığı da, muhalefetin umut vermeyen yapısıdır. Sanki gizli bir güç muhalefeti de etkisizleştirmiştir. TBMM’ne girme şansı yakalamış bir muhalefet partisi başlangıçta payanda görevi üstlenmiş, yaptığı yanlışı görünce geri adım atmış ve kendi içinde çelişkiye düşerek güven kaybetmiştir.
Ana Muhalefet Partisi ise, geçen hafta sonu yapılan kurultayında kendi içinde antidemokratik yapıyı değiştirme şansını da kullanamamış ve eski düzen de karar kılarak yeşeren umutları yok etmiştir. Kurultaydan mutlak zaferle çıkan Baykalizm yönetimi, kendine biat edenlerden oluşan merkez karar organı ile toplumun ihtiyacı olan umutları bir kez daha yıkmıştır. Anlaşılan Sayın Baykal etrafında ki cunta ile bu ülkeyi alternatifsiz bırakmayı sürdürecektir.
Sayın Baykal iyi hatiptir, hatta kürsü muhalefetini de iyi yapmaktadır. Sayın Başbakan’ın söylemlerine karşı iyi de laf yetiştirmektedir. Ama toplumun beklentisi bunlar değildir. Toplum, ülkemiz adına iyi gitmeyen konularda alternatif programlar beklemektedir. CHP’nin AB, ekonomi, eğitim, sosyal yaşam, demokratik haklar, güneydoğu sorunu, dış ilişkiler ve toplumu geren türban konularında hangi somut projeleri vardır? Bunları topluma sunamayan bir parti nasıl iktidar alternatifi olacaktır?
AB jandarmalarının CHP’ni aşağılayan söylemlerini bir Türk olarak içime sindiremiyorum. Son dakikaya kadar buna dahi net bir tepki duymadım. Anlaşılan yönetim kadrosu hala kurultay zaferinin! sarhoşluğundan kurtulamamış. Dışardan gelen söylemleri şiddetle reddetsek de kendi içimizden gelen eleştiri oklarını göz ardı edemeyiz.
Vatan Gazetesi yazarı Necati Doğru, 30 Nisan tarihli köşe yazısında bakın neler söylüyor; “CHP bu yapısı ile iktidara gelse Türkiye yanar kavrulur ve 100 yıl geriye gider” diyor. Devam ediyor. “CHP’nin altı oku vardı onların altısını da çürüttü, onları yordu, yenileyemedi. 7. okunu buldu. Son kurultay da gösterdi ki, CHP’nin 7. oku ; mabut şeflik batağına saplanmasıdır” diyerek, Ebedi Şef Atatürk, Milli Şef İnönü’den sonra Baykal’ı “Mabut Şef” ilan etmiştir.
İlk iki şefin arkasında “Kurtuluş Savaşı, cumhuriyetin kuruluşu, gericiliğe karşı verilen savaş, bağımsızlık, halkçılık, laiklik, devrimcilik, milliyetçilik ve devletçilik hamurunun mayası vardı” diyen Sayın Doğru, Baykal’ın arkasında, “delegeye köle ruhu aşılayıp, ben olmazsam siz bir hiçsiniz, ben partinin başından gidersem siz de yoksunuz” diyen demir pençesi vardır demektedir.
Ne yazık ki, bu yakıştırma bir gerçektir. Şartsız destekle değişimin önünü keserek CHP’yi alternatifsizliğe mahkûm eden delegeler büyük bir vebal yüklenmiştir.
İktidarı ve muhalefeti ile sürdürülen bu siyasi yapı Türkiye’yi bir çıkmaz sokağa sokmuştur. Kim ne derse desin, bu ülkede bir şeyler iyi gitmiyor. Halk sosyal güvenlik yasası ile çok daha sıkıntılı bir döneme sokulurken, İstanbul Nişantaşı’n da açılan City’s Alışveriş Merkezinde 840,00 YTL. ye kısa kollu gömlek, 1244.00 YTL. ye kolsuz avcı yeleği, 550.00 YTL. ‘ye yırtık pırtık(!) kot pantolon satılabiliyorsa, iktidarın da, muhalefetin de şapkasını önüne koyup çok iyi düşünmesi gerekir.
Eğer biz yasaları kendi insanımızın beklentilerine göre çıkartmak yerine dış güçlerin dayatması ile çıkartmayı sürdürürsek, bu ülkede polis kendi insanını döverde, yerde yatan kadınını tekmelerde. Daha çok demokrasi söylemleri ile kentler, kendi yöneticileri tarafından dünyaya rezil edilir. Sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri görevleri gereği söyledikleri için gözaltına alınıp susturulur. Dış güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin çıkarları uğruna, bu ülkenin geleceği olan tarım alanları da termik santrallerle katledilir. Tarımsal üretim terk edilir. Ülke gıda konusunda dahi dışa bağımlı hale getirilir.
Benim halkım bunları hak etmiyor. En azından ben kendi adıma bunları hak etmediğime inanıyor ve bu dayatmaları şiddetle reddediyorum. Ya siz? Ya siz? Duyamıyorum. Orada mısınız?
Her şeye rağmen iyi haftalar… 04 Mayıs 2008
SADİ SUBAŞI