Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Burası Türkiye, Olur Böyle Şeyler.

BURASI TÜRKİYE, OLUR BÖYLE ŞEYLER DENMEMELİ.

Ülkemizde artık bazı şeyler öylesine kanıksanır oldu ki, çağdaş dünyada olabilmesinin dahi tartılabileceği çok şey, “olur böyle şeyler, burası Türkiye” gibisinden son derece itici bir tekerleme ile geçiştirilir, daha doğrusu yadırganmaz hale geldi. Bu gidiş, çağdaşlaşmanın tam tersi ilkelleşmenin işaretleridir.
Bu ülke bu günlere kendiliğinden gelmedi. Ülke yönetiminden sorumlu bir başbakan tepki alan uygulamaları, “alışırlar, alışırlar”, bir başka başbakan söylediklerinin daha sonra tersine şeyler söyleyince gösterilen tepkileri, “ dün dündür, bugün bugündür” diyerek geçiştirebildiği için bugünlere gelindi.
Devlet adamlığına yakışmayacak bu ve benzeri söylemlerle, uygulamalar zaman içersinde siyasetçiyi de yıprattı ve ona olan güveni de azalttı. Zaten tepkisiz hale getirilen toplumumuzda, az sayıda ki bilinçli insanın koyduğu tepkilerin de böylesine basit söylemlerle geçiştirilmesi sürdürülünce, yazımın başlığında ki sözler de kanıksanır hale geldi. Son günlerde öylesine şeyler oluyor ki bunlar ancak Türkiye’de olur diye geçiştiremeyiz. Bunların demokrasi ile yönetilen ülkelerde yeri olamaz, yoktur da.
. Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz hafta sonunda, iktidarda ki parti hakkında açılan kapatma davası ile ilgili olarak önceki aylarda verdiği kararın gerekçelerini açıkladı. Bilindiği gibi önceki aylarda iktidar partisi hakkında açılan kapatma davasında on bir yüksek mahkeme üyesinden on tanesi iktidar partisini irticanın ( laiklik karşıtı eylemlerin) odağı olduğuna karar vermiş, sadece Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç bu karara katılmamıştı. Bu ortak karara rağmen, iktidar partisinin kapatılması oylamasında, kapatma kararı yerine iktidar partisine hazineden verilen paranın yarısının kesilmesi kararı çıkmıştı. İşte geçen hafta açıklanan da bu kararın gerekçesiydi. Gerekçeli kararın açıklanmasından sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç’ın, Başkanı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin “yasamanın üzerine çıktığını, TBMM’nin Anayasa Mahkemesinin yetkilerini kısıtlaması yönünde düzenlemeler yapmasını” öneren açıklamaları ortalığı karıştırdı. Demokrasilerin birbirinden ayrılamaz “ Yasama, Yürütme ve yargı” üçlüsünden yargının en üst kuruluşunun başında ki Sayın Haşim Kılıç hukukçu değildir. Hukukçu olmayan birisi en yüksek mahkemenin başına geçebiliyor ve hukukçu olmayan başkan başkanı olduğu kurumun aldığı kararı eleştirerek, siyasetçiye Anayasa Mahkemesini etkisiz kılma çağrısı yapabiliyor. İşte akıllara durgunluk verecek bu açıklama sonrası, yozlaşan siyasetçinin ettiği yemine rağmen yapabileceği yanlışlara dur diyebilecek, ayakta kalabilmiş son anayasal denetim kurumunu da siyasi iradenin güdümüne sokmak üzere çok tehlikeli bir süreç başlatılıyor.
Bu olanlara ve söylenenlere normal diyebilir miyiz?
. Son yirmi beş yılda 30.000’nin üzerinde insanımızın katili tutuklu ( pardon misafir) bulunduğu İmralı’dan Türkiye’de ki PKK eylemlerini yönetebiliyor, militanlarına talimatlar verebiliyor. Kürt vatandaşlarımızın demokratik haklarını kullanmak üzere TBMM’ne girme şansı bulan siyasetçileri, ettikleri yemine rağmen Türkiye’nin üniter yapısına ihanet ediyor ve PKK terör örgütünün sözcülüğüne soyunabiliyorlar. Ülkeyi kan gölüne çevirmek üzere değişik kentlerde provokasyonlara zemin hazırlayabiliyorlar. O bölgede ki insanlarımızın yaşam standardını yükseltmek için örneğin bir Karadeniz Bölgesinin rüyasında göremeyeceği yatırımlar bu bölgeye kaydırılıyor. Ama hepsi boş. Ana dil ve kültürünü yaşama talepleri işin vitrini.
İstanbul’un ticari merkezi Sirkeci’nin taşıma sektörünü benim bilebildiğim 40 yıldır elinde tutanlar güneydoğulu vatandaşlarımız. Benim bilebildiğim 40 yıldır da kendi ana lisanlarını özgürce kullanıyorlar. Ne karışan, ne de engelleyen var.
Tüm bunlara rağmen terör tırmandırılıyor. Asıl amaç açıkça söylenmiyor. Ama yakındır bunun da dillendirileceği günler. Amaç Güneydoğu Bölgemizin Türkiye’den kopartılmasıdır. Buna onların gücü yetmez, buna cesaret dahi edemezler. Ne var ki, arkalarında bize hiçbir zaman dost olmamış ama bizim ısrarla dost bildiğimiz taşeronlar var. AB’e girmek gibi en doğal isteğimiz uğruna verilen tavizler sonucu bu sorun bir türlü çözülemiyor. Dünyanın demokrasi havarisi kesilen ve her işimize burnunu sokan Fransa’nın, Almanya’nın, İtalya’nın ve İngiltere’nin bölücü terör karşısında nasıl sert ve acımasız olduklarını yakın geçmişte yaşadık.
Hiçbir ülke topraklarından ödün vermez. Büyük bir imparatorluktan sonra Türklerin elinde kalan son toprak parçası Anadolu’dur. Bunun da kurtarılması için bu ülkenin insanları, bu toprakları yüzbinlerce şehit kanı ile sulamıştır. Ülkemizi yönetenler de dahil, herkes hesabını doğru yapmalıdır. Bu topraklar, tüm kesimleri ile ben bu ülkenin insanıyım diyen herkesi en geniş özgürlük ortamında yaşatacak ve doyuracak güce sahiptir.
İşin acı tarafı 30 yıldır süregelen bölücü terör olayları da sıradan olaylar haline gelmiştir.
Söyler misiniz? Bu tür olaylar hangi demokratik ülkede biz de ki gibi, “ OLUR BÖYLE ŞEYLER, BURASI TÜRKİYE” diye geçiştirilebilir?
Lütfen, siyasetçisi ve sokakta ki insanı ile hep birlikte yeniden düşünelim ve değerlendirmelerimizi ona göre yapalım ve ortak hareket edelim.
İyi haftalar.. 26 Ekim 2008
SADİ SUBAŞI