Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Sivil Toplum Kuruluşları Kimin Umurunda

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI KİMİN UMURUNDA!

Yok, AB’ne girecekmişiz de, bu yolda Sivil Toplum Kuruluşları( STK) önem kazanıyormuş da. Yok, Sivil Toplum Kuruluşları çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıymış da. Geçin beyler bunları. Bu söylemler, bu ülkeyi yönetenlerin bir yerlere şirin görünmek üzere zaman zaman dile getirdikleri pembe yalandan başka bir şey değildir.
Siz hiç sivil toplum kuruluşlarının bilgisine başvuran, hiç olmazsa o STK’ı ilgilendiren bir konu için dahi olsun görüş alan bir siyasi irade gördünüz mü? Bu söylemlerden belki de tek doğru olan son bölümde yazdıklarımdır. Ama bu da çağdaş demokrasi ile yönetilen ülkelerde geçerlidir. Bir gün bizlerde çağdaş bir demokrasi ile tanışırsak, sanırım bu tanımlama bizim ülkemiz için de geçerli hale gelecektir.
Yerel basınımızda köşe yazısı yazan bazı dostlarımız sürekli olarak sivil toplum kuruluşlarını suçluyor ve onları sorumlulukları noktasında sorguluyorlar. Sivil Toplum Kuruluşlarına kırk yılını vermiş birisi olarak bu konuda en çok söz söyleyebilecek kişilerden birisi olarak el insaf! Diyorum.
Bu ülkeyi ve bu kenti yönetenlerin STK’lara bakışı zaten belli. Onların beklentilerinin ne olduğunu artık herkes biliyor. Ama mesleği gazetecilik olan ve bizler gibi amatör yazar olmayan köşe yazarları dostlarımın bu konuda ki acımasızlığını anlamakta sıkıntı çekiyorum. Oysa STK’lara sahip çıkmak ve sayıları zaten az olan bu kuruluşların yöneticilerini yüreklendirmek günümüzde çok daha gerekli değil mi?
Öncelikle STK nedir? Ne iş yapar? Bunun altını kalın çizgilerle çizelim.
STK’lar toplumun ve temsil ettikleri kesimin haklarını korumak, onlara daha iyi yaşam şartları oluşturmak üzere kurulmuş dernek, meslek odası, sendika ve vakıf statüsünde olan kuruluşlardır. Hepside kendi yasalarıyla belirlenmiş kurallara göre görev yaparlar. Özellikle de derneklerin yaptırım gücü yoktur. Tüm Sivil Toplum Kuruluşlarının ortak noktası, ülke çıkarları doğrultusunda sorunları gündeme taşımak, projeler üretmek, çok daha önemlisi toplumun ortak çıkarlarının korunması uğruna denetim görevini üstlenmektir. Bu ülke de en sevilmeyen ve en başarısız olunan konu da denetim işlevidir. Sorunda zaten bu noktada çıkmaktadır.
Ülkemizin ve kentlerimizin yönetiminde söz sahibi olmak üzere yerel ve genel anlamda siyaset yapanların STK’lara iki bakış açısı vardır. Birisi seçimler öncesi ki, bu dönem siyasetçilerin STK’ların en çok ilgi gösterdiği dönemdir. Diğeri seçimler sonrası dönemlerdir. Bu dönemde de iktidarı ele geçiren siyasetçi için STK’ların artık hiçbir önemi yoktur. Çünkü onlar her şeyin en iyisini bilir ve en iyisini yaparlar. Hiçbir kurum veya kuruluşun önerisine ihtiyaçları yoktur. Onların söylediği her şeyden rahatsız olurlar.
Seçimi kaybeden siyasetçi ise zaten kendi içine dönüşmüş ve kabuğuna çekilmiştir. Onların için de bir sonraki seçime kadar STK’lar bir anlam ifade etmez.
Bu işe bir de STK’lar açısından bakarsak, Türkiye’de ki uygulamalar çerçevesinde STK’lar da görev yapmak zor iştir ve risk üstlenmeyi gerektirir. Çünkü bu kuruluşlarda beklentisiz ve konumlarını siyasi basamak yapmadan görev yapmak büyük özveri ister.
Bu kuruluşlardan özellikle meslek odalarının yöneticilerinin çoğunun yerel ve genel yönetimlerle kendi özel işleri gereği iş ilişkileri vardır. Bu STK’ların yönetiminde olanların gördükleri yanlışlara direnmesi ve sorunları gündeme taşıması siyasi iradenin hoşuna giden şeyler değildir. Bunun da anlamı STK yöneticisinin özel işleri nedeniyle karşılaşacağı zorluklardır.
Özellikle meslek odalarında görev alanların bir kısmı kamu hizmetinde çalışmaktadır. Tek maaşla evini geçindiren bu insanların gerektiğinde çalıştığı kurumun yanlışlarını gündeme taşıması kolay iş midir? Hele de Türkiye’de.
Siyasi iradelerin arka bahçesi konumuna gelen STK’lar ( Bunlara STK diyebilirseniz.) dışında kalanların ekonomik olarak ayakta durması dahi mucizedir.
Bu gerçeklerin altını çizdikten sonra, bakalım bu kadar eleştirilen STK’lar Samsun’da neler yapmış?
Bu kent ciddi anlamda sivil toplum kuruluşlarının birlikteliği ve dayanışmasını ilk kez “SAHİLİMİ İSTİYORUM KAMPANYASI” İle yaşamıştır. Samsun Halkını da arkasına alan bu dayanışma ve talep, toplanan 40000 imza ile hedefe ulaşmıştır. Dönemin Valisi Sayın Muammer Güler’in de konuya sıcak bakması ve kamusal engellerin önüne set çekmesi ile Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’ın cesur ve iddialı çabası Samsun’a sahilini kazandırmıştır. Bugün gittikçe gelişen ve halka nefes aldıran Doğu ve Batı Park’ta ki düzenlemeler, SAM-SEV öncülüğünde çok sayıda ki STK’nın dayanışmasının ürünü değil midir?
Samsunlu yerel yöneticilerin ve siyasetçilerin ilgisizliği nedeniyle 2000 yılı başlarında Denizcilik Müsteşarlığı’nın tozlu raflarına kaldırılan “SAMSUN TERSANESİ PROJESİNİ” büyük uğraşı ve ikili görüşmelerle gündeme taşıyarak gerçekleşmesine zemin hazırlayan SAM-SEV değil midir?
Bu kentin sorunlarının sivil ve siyasi otoritelerin katılımı ile gündeme getiren “SAMSUN KENT KURULTAYLARINI” SAM-SEV düzenlemedi mi?
Başka iller için planlanan, ancak o illerin valisinden milletvekiline ve yerel yöneticisine kadar hepsinin birlikte tavır koyması sonucu bu illerden kovularak gizlice Samsun’a davet edilen, MOBİL SANTRAL dayatmasına karşı koyan STK Birlikteliğinin oluşturduğu Çevre Birlikteliği Yürütme Kurulu, Samsun Barosu’nun öncülüğünde yargı yolu ile bu santralleri kapattırmadı mı?
Aynı birliktelik, bugün de Çarşamba Ovası’nı yok edecek TERMİK SANTRALLER dizisine direnmiyor mu?
2004 yılı sonlarında gündeme gelen ve bölgemizde bir tek Samsun’u dışlayan “GENİŞLETİLMİŞ TEŞVİK YASASINA”, kentimizi yönetenler ve temsil edenler seyirci kalırken, karşı koyup bu haksızlığa direnenler STK’lar değil miydi? SAM-SEV ve SAMSİAD öncülüğünde yetmişi aşkın STK’nın verdiği destek ile hazırlanan rapor ve Samsun’u dışarıda bırakan utanç haritası ile gösterilen direnç unutulabilir mi?
TEŞVİK olmadı sizi CAZİBE MERKEZİ yapacağız diyerek Samsunluyu oyalayan siyasetçilerimiz ve kent yöneticilerimizin yüzlerine okunan, “ Samsun’u bir kez daha dışlayan ) karara ses çıkartamazken, Samsunlunun bu karara isyanını duyuranlar STK’lar değil miydi?
Yöneticilerimize yapılan saygısızlığa isyan ederek “burnundan kıl aldırmayan “ anlı şanlı FENERBAHÇE Yönetiminin Samsunspor’dan özür dilemesini sağlayan bir sivil toplum kuruluşu olan SAM-SEV değil miydi?
2007 de Samsun’da yaşanan sel felaketi sonrası üniversitelerden bilim adamlarının da katıldığı “SEL SEMPOZYUMUNU” Düzenleyen SAMSUN MİMARLAR ODASI değil miydi?
Türkiye’nin küresel ısınma nedeniyle gelecekte çok daha önem kazanacak Çarşamba Ovasını enerji merkezi haline getirerek yok etmeye çalışan uygulamaları tartışmaya açarak “KARADENİZ ENERJİ SEMPOZYUMUNU” Düzenleyen, SAMSUN ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI değil miydi?
2009 yılı başlarında 40 ı aşkın bildirinin sunulduğu “SAMSUN KENT SEMPOZYUMUNU” TMMOB düzenlemedi mi?
En son “HAFİF RAYLI SİSTEM” İle ilgili güzergâh değişikliğine itiraz eden ve bu konuda rapor sunan Mimarlar Odası değil miydi?
“ HAFİF RAYLI SİSTEM” İle ilgili tartışmalara ışık tutmak içim bilim adamlarını da davet ederek panel düzenleyen SAM-SEV değil miydi?
Şimdi geriye dönelim ve yukarıda bir kısmını yazdığım STK
çalışmalarını hatırladıktan sonra şu sorulara cevap arayalım. Bu kentin uğradığı haksızlıklara karşı koyan iki kurumdan birisi yerel basın, diğeri STK’lar değil mi? O halde;
Değerli köşe yazarı ve genel yayın yönetmeni dostlarım, en azından görevini yapma çabasında olan STK’lara yeterince sahip çıkabildiniz mi?,
Samsun adına çok önemli bu panel ve sempozyumlara katılarak orada konuşulanları yeterince gündeme taşıdınız mı?
Sanki bu kenti yönetenler kendileri değilmiş gibi, bu sempozyumların hiç birisine ilgi göstermeyen kent yöneticilerini sorguladınız mı? Sanıyorum sel onların sorunu değildi.
Enerji merkezi yapılmanın karşılığı, bu kentin ödeyeceği diyet de onları ilgilendirmiyordu. Bu kentin sorunlarını irdeleyen ve çözüm önerileri sunan bildiriler de onlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. Kent yöneticilerinizin sorumsuzluklarını yeterince sorgulayabildiniz mi?
Teşvik dışı kalmanın, cazibe merkezi yapılmamanın gerçek nedenleri ve bu konularda bu kenti yanıltanları yeterince sorguladınız mı?.
Kentin doğruları adına tavır koyan, sürekli rapor ve eylemlerle yanlışlara direnen Sivil Toplum Kuruluşları yalnız kalırken onlara yeterince destek olabildik mi? En azından yüreklendirebildik mi?
Samsun Kent Kurultaylarının oluşumunun içinde yer aldıkları halde, bazı güçlerin de etkisi ve siyasi iktidara yandaşlık adına STK birlikteliğine ihanet ederek üçüncüsü yapılan Samsun Kent Kurultaylarını sonlandıranları sorguladık mı?
Tehdit edilerek, hedef gösterilerek yıldırılmak istenen STK’ ların en azından aktif olanlarını dahi ayırmaya gerek duymadan eleştirmenin, insafla bağdaşır bir yanı olabilir mi?
Samsun Tabipler Odası’nın Samsun’da ki sağlık sorunlarını anlatan ve çözüm önerileri içeren raporları göz ardı edilebilir mi?
Makine Mühendisleri Odası’nın kendi konularında
( Asansör bakımı ve doğal gaz gibi) uyarıcı raporları
unutulur mu?
Eczacılar Odası ve Diş Hekimleri Odaları’nın sağlığımızla ilgili düzenledikleri seminer ve kongreler ve STK Birlikteliğine verdikleri destekler yok sayılabilir mi?
ESM Kumköy barajının özelleştirilmesinde ki vurgunu ortaya çıkartıyor ve Devletin 19 trilyonunun geri ödemesini sağlıyor. Sendikaların çalışmaları görmezden gelinebilir mi?

Bizleri yönetsin ve temsil etsin diye seçtiğimiz milletvekillerimiz “TEŞVİKİ” STK’ların gözüne sokarken, onları “İt ulur, kervan yürür” diye aşağılarken, STK’ları yeterince sahiplenebildik mi?
Eğer köşe yazılarında ki bu eleştirilerin hedefi tabela kuruluşu olmaktan öteye geçmeyen bazı STK’lar ise, onlar için zaten söylenecek bir şey yoktur. Aslında bu konuda da zaman zaman söylediğim gibi, STK başkanlığı yapan veya yönetiminde görev alanların, üstlendikleri görev sırasında karşılaşacakları olumsuzlukları göğüsleyecek cesaretleri yoksa, bu görevleri hemen terk etmeleri gerekir diye düşünenlerdenim.
Bu arada yerel basınımızın yukarıda ki tüm konuları kamuoyuna taşımak ve bunları unutturmamak konusunda ki haber verme görevini eksiksiz yerine getirdiğini söylemek isterim.
Bu kentte yaşıyorsak, köşe yazısı yazan değerli gazeteci dostlarımızın STK’lara daha fazla sahip çıkması ve onları yüreklendirmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Umuyorum ülkemizde de bir gün STK’lar, yönetenler tarafından rakip gibi görülmek yerine bilgi birikimlerinden yaralanılacak kuruluşlar olarak
algılanırlar. İyi haftalar.. 21 Eylül 2009
SADİ SUBAŞI