Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Enikonu Dergisi-Söyleşi

SÖYLEŞİ

ENİKONU: YEREL YÖNETİMLER VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ŞEHRİN SOSYAL, KÜLTÜREL VE EKONOMİK KALKINMASINDA Kİ ROLÜ NEDİR?

Sadi SUBAŞI: Sayın Yılmaz, öncelikle yayın hayatına başlayan derginiz için sizleri kutluyor ve uzun ömürlü olmasını diliyorum.
Sorunuza geçmeden önce yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının tanımlamasını yapmak istiyorum.
Yerel yönetimleri atanan ve seçilenler olarak ikiye ayırarak değerlendirmek gerekir. Atanan yerel yöneticilerin en üst noktasında kentlerde Cumhurbaşkanını temsil konumunda olan valilik makamı bulunur. Vali kentlerde devleti temsil eder. Valilik makamı kentlerde ki tüm kurum ve kuruluşların üzerinde söz sahibi ve karar verici yetkilere sahiptir. Devleti temsil eden valilerin siyasi iktidarların vesayeti altında olmaması asıl kuraldır. Ne var ki, son yıllarda, valiler adeta siyasal iktidarların il başkanlığı görevini yapar hale gelmişlerdir. Valilerin devlet adına görev yapma anlayışından uzaklaşması ve politize olması kentlerde ki yerel yönetimlerin en üst noktasında, otorite ve güvenin sarsılmasına yol açmaktadır. Bu da, valilerin kentlerde ki tartışmasız etkinliğini ve birleştirici olma özelliğini ortadan kaldırmaktadır.
Atanmışların bir diğer bölümünde ise, valiye bağlı olarak sorumluluk alanlarına giren konularda ki programı uygulamak üzere kentlerde görev yapan, kamu kurumlarının müdürleri ve onlara bağlı kadrolar yer alır.
Kentlerde seçilmiş en önemli kişi ise belediye başkanlarıdır. Belediye Başkanları kentler için aile reisi konumundadır.
Kendisine böylesine önemli bir sorumluluk verilen Belediye Başkanı’na düşen görev, kent halkına sınırsız hizmettir.
Bunu yaparken, yönettiği kentim tüm insanlarına eşit davranmak ve onların yaşam standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmalar yürütmek, onların her türlü hak ve hukuklarını korumak ve onlara sahip çıkmanın yanında, yönettiği kentin kültürel ve çevresel değerlerini korumak ve kollamak da, Belediye Başkanları’nın asli görevleri arasındadır.
Sivil Toplum Kuruluşları ise, kuruluş amaçlarına bağlı olarak dernek, vakıf meslek örgütü ve sendika statüsünde olan kuruluşlardır.
Meslek örgütleri ve sendikalar, üyelerinin haklarını savunmak ve onların sorunlarının çözümünde yardımcı olmak ve üyelerine çok daha iyi yaşam koşulları hazırlamak üzere çalışmalarını sürdürürler.
Dernek ve vakıf statüsündeki STK’ların sosyal amaçlı olanları ise, toplumun çıkarlarına sahip çıkmak ve onların yaşam şartlarını yükseltmek üzere proje üretmek ve gerektiğinde yerel yönetimlerle ortak çalışmalar yürütmek üzere kurulmuş, görevleri tüzüklerinde belirlenmiş kuruluşlardır.
Belirli bir amaca yönelik diğer STK’lar ise tüzüklerinde ki konularda çalışmalar yürütürler.
STK’lar, yasaların belirlediği sınırlar içersinde görev yaparlar. Bunu yaparken öncelikli olarak ülke çıkarları sonra kuruluş amaçlarına hizmeti esas almak zorundadırlar.
Sivil Toplum Kuruluşlarının yaptırım gücü yoktur. Onlar görevlerini, proje üreterek ve önerilerinin dikkate alınması için, gerektiğinde halkın desteğini sağlayarak kamuoyu baskısı oluşturarak amaçlarını gerçekleştirirler.
STK’lar, çoğulcu demokrasilerin olmazsa olmaz kuruluşlarıdır.
STK’lar için en büyük tehlike, amaçları dışında siyasal veya kişisel çıkarlar için kullanılmalarıdır. Özellikle de siyasi partilerin arka bahçesi konumuna düşürülmeleridir.
Bu tespitleri yaptıktan sonra STK’ların kent yaşamında ki etkilerini ve rolünü değerlendirebiliriz.
STK’lar gerek üye sayısı ve üye yapısından aldığı güçle kent yaşamında çok önemli roller üstlenebilirler. Bu görevi yaparken gerektiğinde tüzüklerine bağlı olarak kent yönetimleriyle ortak çalışmalar yapabilirler. Bu ortak çalışma da tek amaç kentteki insanların yaşam koşullarının yükseltilmesi olmalıdır. Ama hepsinden önemlisi STK’ların kendi aralarında yapacakları işbirliğidir.
STK’lar, güç birliği yapmak üzere kendi aralarında bir platform oluşturarak etkinliklerini artırabilirler.
Bu platformlar aracılığı ile gerektiğinde toplumsal çıkarların korunması için, çok daha güçlü bir baskı gurubu oluşturabilirler. Bu güç birliği, kentleri için sosyal, kültürel ve ekonomik projeleri gerçekleştirme açısından STK’lara büyük avantaj sağlar.
STK’ların proje üretmenin yanında, kentlerinde uygulamaya konulan doğru projelere destek vermek kadar, toplumun çıkarları ile çelişen uygulamalara tavır koymakta görevleri olmalıdır. Bu bağlamda, gerektiğinde toplumsal direnişe demokratik ve yasalar çerçevesinde öncülük etmek ve hukuki yollara başvurma noktasında topluma yol göstermek de görevleridir.
ENİKONU: SAMSUN, BU KURUMLARI İLE HANGİ NOKTADADIR?
Sadi SUBAŞI: Demokrasilerin vazgeçilmez kuruluşları olan STK’lar, çağdaşlık iddiasında olan kentler için çok daha fazla önem kazanmaktadır. Özellikle de çağdaş kent yönetim anlayışının ana kuralı olan kentin toplumun katılımı ile yönetilmesi ilkesi noktasında, STK’ların katılımcı olarak sorumluluk alması gerekmektedir.
Samsun’da ki sivil toplum oluşumları incelendiğinde, 1990 a kadar olan süreçte sadece sendikalar ile meslek kuruluşlarının varlığından söz edebiliriz. Sosyal içerikli bazı dernekler olsa da bunların kent yaşamında bir etkisi olduğu söylenemez.
Samsun’da gerçek anlamda sivil toplum hareketi, 1988 kurulan ve “ SAHİPSİZ KENT SAMSUN ” söylemi ile ses getirmeye başlayan SAM-SEV ile başlamıştır.
Samsun’un geçmişe göre hızla gerilediğini ve çok ciddi sorunları olduğunu, raporlarla gündeme taşıyan SAM-SEV, varlığını hissettirmeye başlamıştır.
2000’li yılların başından itibaren SAM-SEV çok daha etkin bir yapıya kavuşmuş ve Samsun kent yaşamına önemli katkılar vermeye başlamıştır.
Sivil Toplum hareketi adına, çok sayıda ilkleri gündeme taşıyarak diğer STK’ların da bir araya gelmesine öncülük etmiştir.
Bu süreçte kentin atanmış ve seçilmiş yerel yöneticileri, milletvekilleri ile on beş STK’NIN da katılımını sağlayarak düzenlediği “Samsun Kent Kurultayları” ile kentin sorunlarını tartışmaya açmıştır.
Çok sayıda STK’NIN desteği ile ortaklaşa başlattığı, “ Sahilimi İstiyorum Kampanyası” ile Samsunlunun sahiline kavuştuğu projenin hayata geçirilmesine öncülük etmiştir.
2000’li yılların ortalarına doğru STK’LAR artık Samsun’un kent yaşamında etkin rol almaya başlamışlardır. Tekkeköy sahilinde kurulmaya çalışılan ve Çarşamba ovasını yok edecek “ Mobil Santrallerin yargı yolu ile kapatılmasını sağlamışlardır.
Artık Samsun için sorun olan her konuda, çok sayıda STK güç birliği yapmaya ve Samsun Halkı’nın çıkarları noktasında ortak tavır sergilemeye başlamışlardır.
Samsun’un “Teşvik Yasası” dışında bırakılmasına 50 civarında STK birlikte tepki oluşturmuş ve raporlarla Samsun’a reva görülen bu haksızlığı Samsun Halkı’na anlatmaya çalışmıştır.
Teknik konularda ise, konuyla ilgisi olan meslek kuruluşu etrafında güç birliği oluşturularak yasal yollardan yanlışların üzerine gidilmeye başlanmıştır. Bu konuda TMMOB kent adına yapılan çok sayıda yanlış uygulamayı yargıya taşımış ve açtığı çok sayıda davayı da kazanmıştır.
Son dönemlerde yapılmakta olan Hafif Raylı Sistem’in güzergâh değişikliği konusunda, yerel yönetimler Mimarlar Odası’nın öncülüğünde STK dayanışması ile uyarılmış, sonuç alınamayınca da ortak tepki sergilenerek, sorun yargıya taşınmıştır.
Tam anlamıyla olmasa da, artık Samsun’da bir sivil toplum olgusunun varlığı etkin bir şekilde hissedilmeye başlamıştır.
İnanıyorum ki, STK’LAR gerek kent yönetimlerinin ve gerekse toplumun STK olgusunu kabul etmesi ile çok daha büyüyecek ve kent yaşamında daha belirleyici ve katılımcı olacaklardır.
ENİKONU: SAMSUN HERHANGİ BİR KONUDA HASSASİYET NOKTASINDA GEREKLİ KAMUOYUNU OLUŞTURABİLİYOR MU? DEĞİL İSE NEDEN?
Sadi SUBAŞI: Ne yazık ki, bu sorunuza olumlu cevap vermemiz çok da mümkün değil. Zaten bu konuda yeterince başarılı olunabilseydi, Samsun’un geçmiş yıllara dayanan çok önemli sorunlarını bugün hala tartışıyor olmazdık.
Aslında 2000’li yılların başında başlayan umut verici STK dayanışması, sonraki yıllarda anlaşılmaz şekilde sabote edilmeseydi, belki bugün bu umutsuz sözleri etmeyecektik.
Yukarıda da genişçe değindiğim STK’ların kent sorunları ile ilgilenmeye ve güç birliği yapmaya başlamasının geçmişi de çok eski değildir.
Bana göre “ Sahilimi İstiyorum Kampanyası” Samsun’da ki STK’lar arası işbirliğinin ve ortak tavır sergilemeye başlamalarının miladı sayılır.
Ancak, gerçek anlamda kamuoyu oluşturmaya yönelik ilk ortak çaba, “1. SAMSUN KENT KURULTAYI”, ile başlamıştır. Kent Kurultaylarında, hem kent yöneticileri ile siyasetçiler, Sivil toplum kuruluşları bir araya getiriliyor, hem de sorunlara çözüm bulunması noktasında ortak hedefler saptanıyordu.
Nitekim Samsunlunun STK’ların öncülüğünde ilk başarılı eylemi ve kamuoyu oluşturma başarısının temeli 1. Samsun Kent Kurultayı’nda atılmıştır.
Samsun’a Samsunludan saklanarak iki adet “MOBİL SANTRAL” yapımına başlandığı, ilk kez o kurultayda gündeme gelmiştir.
Dünyanın kullanımını yasakladığı 6 numaralı fuel-oil yakarak Çarşamba Ovası’nı yok edecek, yöre halkını kanser vakaları ile baş başa bırakacak bu santraller, STK’ların oluşturduğu “Çevre Birlikteliğinin “ yoğun çabası ve Samsun Barosu ile başlattığı hukuk savaşının kazanılması ile bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır. Bu, Samsun’da STK’lar dayanışmasının ilk başarısı olarak kayıtlara geçmiştir.
Bir başka kamuoyu oluşturma birlikteliği de, Samsun’un “TEŞVİK YASASI” dışında bırakılması sırasında yaşanmıştır. Kamuoyu bu konuda yeterince oluşturulduğu halde, yerel yöneticilerimiz ile siyasetçilerimizin destek vermemeleri sonucu başarılı olunamamıştır.
Sorunuzun ikici bölümün de yer alan “Başarılı olunmadı ise neden?” sorusunun cevabı da bu açıklamanın içersinde yer almaktadır.
2000’li yılların başlarında oluşmaya başlayan STK dayanışması ve ortak tavır sergileyerek kamuoyu oluşturma çabaları, üzülerek söylemek gerekirse, “Sahilimi İstiyorum Kampanyasından” sonra Samsun adına ortaya konan dayanışmaların hiç birisine, Samsunu yönetenler ve temsil edenler destek vermemişler, hatta engellemişlerdir.
Samsun’un başına bela edilen “Mobil Santraller”, diğer illerden kovulurken, Samsun’un seçilmiş en önemli yerel yöneticisi olan Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından Samsun’a davet edilmiştir.
O dönemin iktidar Milletvekilleri ve Yöre Belediye Başkanları da tercihlerini Samsun ve yöre halkı yerine Mobil Santral yapımcılarından yana kullanmışlardır.
Samsun’u bugün işsizliğe mahkûm eden “Teşvik Yasası” dışında bırakılışımıza da hem kent yöneticilerimiz, hem de bizleri temsil etsin ve haklarımızı TBMM’de korusun diye seçtiğimiz milletvekillerimiz duyarsız kalmışlardır.
Bazıları daha da ileri giderek, Samsun adına Teşvik Yasası’na sahip çıkan STK yöneticilerine, “ Teşvik gözünüze girsin” diyecek kadar sorumsuz davranmışlardır.
Sanıyorum, bu örnekler Samsun’da asıl sorunun kimlerden kaynaklandığını açık seçik ortaya koymaktadır.
İşin acı tarafı, bu kentte oluşan birlikteliklere ( Çevre Birlikteliği, Teşvik Birlikteliği, Kent Kurultayı gibi ) destek vermeyenler, hatta onlara engelleme koyanlar, sık sık bu kentte birliktelik yok diye yakınma hakkını kendilerinde bulabilmektedirler.
Yıllardır Samsunluyu pembe hayallerle oyalayanlar bu kentin geleceğini de karartmaktadırlar.
Sayın Başbakanı bu kentin hamisi olarak ilan edenler, ne yazık ki bu kente ne teşviki getirebilmişler, ne de vaat ettikleri cazibeli kentler içersine aldırabilmişlerdir.
İktidarı ve muhalefeti ile siyaseten çökmüş bir kentin sorunlarını çözmesini beklemek çok inandırıcı olmasa gerek.
Siyaseti, kendi çıkarları için yapan, konumlarını korumak adına, kente hizmet edebilecek birikimleri olanları siyasi partilerin dışında tutma anlayışına sahip, liderine biat etmiş siyasetçilerle Samsunlunun haklarını korumak ve onların sorunlarına sahip çıkmanın imkânı yoktur.
ENİKONU: ŞEHRİN, STK’LARIN YÖNETİMLERİNE TALİP OLANLARA ÖNERİLERİNİZ NELERDİR?
Sadi SUBAŞI: Bu konuda önerilerime geçmeden, 40 yıla dayalı bir sivil toplum kuruluş yöneticisi olarak, STK adına bir özeleştiri yapmak isterim.
STK’lar, belki de demokrasimiz açısından uzun bir geçmişe sahip olmadıkları için, ülkemiz de yeterince önemsenmemektedir.
Bunda, kent yöneticilerinin ve siyasetçilerimizin demokrasi anlayışı ile eleştiriye açık olmayışlarının etkisi kadar, sivil toplum kuruluşların da görev alanların, zaman zaman bu kuruluşları kişisel egolarını tatmin veya kişisel çıkarları ile siyasi beklentilerine basamak yapma isteklerinden kaynaklanmaktadır.
STK yöneticiliğinde başarının yolu, hangi tür STK olursa olsun beklentisiz hizmet amacıyla görev almaktan geçmektedir.
Amaç, görev alınan STK’nın tüzüğü doğrultusunda sorumluluk üstlenmek ve bu görevi kişisel çıkarları bir yana iterek, önce ülkemizin, sonra yöremizin ve daha sonra da üyelerinin çıkarlarını korumak olmalıdır.
STK’lar da görev almak risk üstlenmeyi gerektirir. Alınan görevi yerine getirirken doğruları yapmak uğruna, zaman zaman kent yöneticileri ve siyasetçilerle ters düşmeyi göze almak gerekebilir.
Özellikle meslek kuruluşlarında görev alanlar, her an işleri gereği bağlantılı oldukları yerel yönetimlerle sorun yaşayabilirler. Bu zaman zaman diyet ödemeyi de gerektirebilir. İşte bu gibi riskleri alamayanların bu tür STK’lar da görev üstlenmemesi gereklidir.
STK yöneticiliği, topluma saygıyı ve çevreye duyarlı olmayı gerektirir.
STK yöneticiliği yapacak olanların, öncelikle kendi yaşamlarında başarılı olmaları yanında, toplumda sevilen ve sayılan bir kimliğe de sahip olmaları gereklidir.
Çünkü başta ekonomik sorunları olmak üzere kendi sorunlarını çözememiş, çevresine örnek olamayacak kişilerin, STK’lar da başarılı olma şansları olmadığı gibi, görev alacakları STK’ların da etkinliğine ve saygınlığına zarar verirler.
Çağdaşlık iddiasında olan her insan için, topluma ve çevreye hizmet edebilmenin ilk basamağı STK’larda görev almaktır.
STK’lar, yerel ve ülke siyasetine soyunacaklar için bir okuldur. STK’lar da görev almadan ve toplumsal olaylarda bulunmadan, bu kültürü almadan siyasette başarılı olmanın imkânı yoktur.
STK’ları güçlü ve özgür olmayan demokrasilerin bir ayağı topal demektir. STK’ları önemsemeyen siyasi yönetimlerin de çağdaşlık iddiası olamaz.
Çağdaş demokrasiler için böylesine önemli kuruluşlar olan Sivil Toplum Kuruluşlarında görev almak, insanı insan yapan çok yüce bir hobidir. 24 Şubat 2010