ESTİRİLEN PARANOYA RÜZGARI İLE BİR ŞEYLERE
ZEMİN Mİ HAZIRLIYOR?
Son yıllarda üst üste yaşanan olaylar toplumu öylesine etkilemeye başladı ki, hemen her gün yeni bir senaryo ile karşı karşıya kalıyoruz.
Okuyan, yazan, haberleri ve tartışma programlarını izleyen, kısacası Türkiye gündemine duyarlı olanlar hergün değişen ve çoğu kez birbiriyle çelişen senaryolarla adeta bir paranoya rüzgarının etkisinde kalmış bulunuyor.
Olayların değerlendirmesi dahi yandaş denen basında başka, karşıt medyada ise çok daha farklı bir şekilde yapılıyor. Biri diğerine taban tabana zıt. İnsanlar bu çelişki karmaşasında hangisine inanacağını şaşırıyor.
Son dört yılın gelişmelerinden bazılarını hatırlatarak yazımıza devam edelim.
Önce dalga sayısını unuttuğumuz sabah tutuklama operasyonları ile yüzü aşkın subay, bilim adamı, gazeteci, yazar tutuklandı. Adına “Balyoz” dendi, “Islak imza” dendi, “ Ergenekon” dendi. Dendi de dendi.
Toplumun en güvendiği kurumların başında gelen, saygı duyulan, dokunulmaz denilen askerin en üst rütbeli generalleri tutuklandı.
Duruşmalar uzadıkça uzadı, hala hüküm giyen kimse yok. Tutuklu bir üsteğmenin müthiş savunması internet sayfalarının en çok okunan haberi olurken, telefonuna “Sehven” bazı sakıncalı numaraların yüklendiği anlaşıldı.
Tutklu bir albay ise savunmasında, “ Eğer biz bu eylemleri yapmışsak, askerde emir komuta zinciri vardır, o nedenle bu talimatlar içinde yapmışızdır” diyordu.
İsimlerini de verdiği Genel Kurmay Başkanları ile bazı komutanlara ağır suçlamalar getirerek çok duygusal ve göz yaşatacak bir şekilde bu komutanlara sesleniyor. Savunmasında, “Sırtımıza kalleş bir hançer saplandı. Ya bu hançeri çekip çıkartın, yada da sonuna kadar saplayıp acımıza son verin. Ama hangisini yaparsanız yapın, sizleri komutanım olarak hiç bir zaman affetmeyeceğim” diyordu.
Daha baskısı yapılmamış bir kitabının bilgisayarda kaydı bulunan yazar neyle suçlandığını bilemeden soluğu cezaevinde aldı.
Neredeyse herkesin bir telefon dinleme kaydı bulunduğu ve zamanı gelince işleme konduğu inancı toplumu sardı.
Tutuklulukları dört yılı aşanların dahi, henüz haklarında kesin bir hükmün verilmediği bir ortamda yargılamalar üzerine onlarca senaryo kulaktan kulağa yayılır oldu.
Jandarma Genel Komutanın bindiği uçak kalkışı sırasında düştü.
Düşüş şekli tartışmalara neden oldu. Üzerinden yıılar geçti hala netlik kazanmayan düşüş sebebi, her geçen gün yeni bir senaryonun ortaya atılmasına zamin hazırladı.
Referandum çalışmaları sırasında bir siyasi parti genel başkanının helikopteri kayboldu. İletişimin her türlüsünün kullanıldığı ve yatak odalarına kadar izleme yapılabildiği bir ortamda, helikoptere uzun süre ulaşılamadı. Daha sonra meskun bir alana çok uzak olamadığı anlaşılan helikopterden sağ kurtulan bir medya mensubunun cep telefonu ile yardım istemesine rağmen yer tespiti yapılamadı, göz göre göre sağ kalanlarda donarak öldü. Ardından senaryoların üretilmesi de gecikmedi.
Almanya’da yaşayan imanlı vatandaşlarımızın inançlarını kazanca çeviren birileri Almanya’da tutuklandı ve mahkum edildi. Alman yargısı asıl suçlular Türkiye’de diyerek, suçlu isimlerini verdi ve suç duyurusunda bulundu. Adına “Deniz Feneri” denen suç örgütünün Türkiye ayağı tam iki yıl görmezden gelindi. Bazı köşe yazarları her gün köşelerine taşıyarak gün saydı ve unutturmamaya çalıştı ama sonunda pes ettiler. Hükümetin önemli isimleri “Eski dava arkadaşalarımızdır” diyerek, zanlılara sahip çıktı.
İki yıl sonra bir sabah nasıl olduysa, içinde önemli bir Devlet kurumunda görevli ile bir medya gurubunun panronlarının da bulunduğu önemli isimler tutuklandı.
Tabii senaryolarda birbiri ardına gelmeye başladı. Kimi suçsuz olduklarına inanırken, kimileri de Alman yargısının baskısı sonunda tutuklandıklarını ve bunun bir aklama operasyonuna dönüşeceği kuşkularını dillendirmeye başladı.
Derken, futbol dünyasında gecikmiş bir şike operasyonu yapıldı. Dokunulamaz denilenlere fena dokunuldu. Spor camiası toz duman oldu. Bir Anadolu takımının başına benzeri gelince kimsenin kılı kıpırdamazken, işin ucu büyük takımlara dokununca kıyamet koptu.
Savunma avukatı dahi hukukçu olduğunu unutup, TV kanallarında tur atıp yasalara, yargıya, basına meydan okumaya başladı. Taraftarlar sokağa döküldü.
Daha liglerin nasıl ve ne zaman başlayacağı dahi belli değilken bir hazırlık maçında taraftarlar sahayı bastı ve başta medya mensupları olmak üzere herkese meydan okudu.
Tabii, hemen komplo teorileri ve karşılığında da “ Bu da sulandırılır ve bir şey çıkmaz” söylemleri duyulmaya başladı.
Türkiye bu skandalla uğraşırken, PKK bir kez daha düğmeye bastı ve 13 kınalı kuzumuz feci şekilde yakılarak kurşunlandı.
Bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı BDP Demokratik Özerklik ilan etti. Meclise girmek yerine Diyarbakırda alternatif meclis toplantıları yapan BDP’nin bir vekili ipin ucunu iyice kaçırıyor ve “ Türk Devleti’nden ulufe istemiyoruz. Biz özerkliğimizi ilan ettik, gelsinler biz tanısınlar” diye açıklama yapıyordu.
Bir kısmını yazabildiğim, sizlerin onlarcasını daha ilave edebileceğiniz olaylara gelin bir de balkondan yukarıdan göz atalım.
Bu olayların hepsini bir rastlantı veya güncel normal olaylar olarak mı görüyorsunuz? Yoksa kafanız karışıp, ardında daha önemli nedenler mi, arıyorsunuz?
Buyurun bu görüntüye kendi mantığınızla bir yorum getirin ve siz de bir senaryo yazın.
Nasıl, soru kafanızı karıştırdı değil mi? “Boş ver, kafamı niye yorayım, büyüklerimiz iyisini bilir ve gereğini yapar mı?” diyorsunuz. O zaman sizce sorun yok demektir. Akşamları dizlerinizi seyreder ve o hayal aleminde mutlu bir şekilde yatağınıza girersiniz.
Bir köşe yazarı boşuna bu toplumun (Sayısını tam hatırlamıyorum ama) sanırım en az yirmi milyonu gazete okumuyor, TV haberlerini günde bir kez olsun dinlemiyor diyorsa ve bu söylemde doğruluk payı varsa, bu toplumdan sorunları kendi süzgecinden geçirerek doğru algılamasını bekleyebilir misiniz?
Böyle bir toplumda demokrasiden ve oyların eşitliğinden nasıl söz edebilirsiniz?
Bu kadar sözden sonra bir senaryo da ben üretirsem kızmayın. Açıkçası yukarıda bazı örneklerini verdiğim olayların yaşandığı bir ülke de, hiç bir şey bir nedene bağlı olmaksızın gerçekleşemez.
Benim anlayışıma göre de, bu kadar garip ve çelişkili olayın gündeme gelmesi sadece benim insanımın becerisi ile olamaz.
Son yıllarda tek süper güç haline gelen Amerika’nın, kendi ulusal çıkarlarını korumak için Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek amacıyla, “BOP” ( Büyük Ortadoğu Projesi) diye anılan bir projeyi uygulamaya koyduğunu göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum.
Benim kişisel endişem, tüm bu olayların BOP ‘nin gerçekleşmesinin önününü açmak için devreye sokulmuş olmasıdır.
Daha da açıkçası, tüm bu olayların BOP Senaryonun bir parçası olduğu kanısını doğrulayan çok neden olduğunu sanıyorum. .
BOP Projesine kimlerin itirazı olduğununu bilirseniz, ülkemizde sahneye konulan bir dizi olayın da nedeni olan bu senaryoyu çok daha iyi algılarsanız diye düşünüyorum.
Amerika’nın Irak’a müdahalesini kolaylaştırmak için TBMM sunulan “ Ünlü Tezkere’yi” kimlerin engellediğini,
Irak’da kimin başına torba geçirildiğini,
Amerika’nın PKK güçlerine hava ikmali yaptığı kuşkularını gündeme getiren jandarma Genel Komutanı’nın uçağının nasıl düştüğünü algılayamazsanız, sayısı üç-beş bin denen bölücü terör örgütünün, dünyanın en büyük ordularndan birisi sayılan Türk Ordusu karşısında nasıl yok edilemediğini ve 30000 i aşkın insanımızın nasıl katledildiğini de anlayamazsınız.
Tüm bu olayların ardında karşı bir gücün ve adı konmayan bir büyük desteğin olduğunu düşünmek çok mu yanlış olur bilmiyorum.
Korkum, Türkiye de oynanan bu oyunun Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme projesi olan BOP projesinin ve onun olmazsa olmazı olan ve Türkiye, Suriye, Irak üçgeninde kurulmasına çalışılan Özerk Kürt Devletinin önünün açılması ve bu konuda Türk Toplumunun sindirilerek buna alıştırılması senaryosu olmasıdır.
Nasıl beğendiniz mi?
Çözüm mü? Ya görmez, düşünmez, duymaz bir insan olup avunmak veya seçip Ankara’ya gönderdiklerinizden sorunu çözmelerini beklemek yerine, senaryo üreterek ve de üretilen senaryoların peşine takılarak paranoyaya tutsak olmaktır.
İyi haftalar.. 24 Temmuz 2011
Ecz. SADİ SUBAŞI