Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Dersim, Bedelli Askerlik ve Vicdani Ret.

e. posta@sadisubasi SUNUŞ.

DERSİM, BEDELLİ ASKERLİK VE VİCDANİ RET

DERSİM…
Her ülkenin geçmişinde ileri de üzüleceği buna benzer acılar yaşanmıştır.
Hele de bizim gibi son vatan toprağının yarısından çoğunun düşman güçleri tarafından işgal edildiği ve tarihin en kanlı savaşlarından birisi olan Kurtuluş Savaşı’nın yapıldığı coğrafyalarda, böylesine insanın içini acıtan çok sayıda olayın yaşanmış olması kaçınılmazdır.
Nitekim Anadolu’nun her köşesinde işgal güçleri ve onlara gizli destek veren içimizde ki Ermeni ve Rum çeteleri kadın çocuk demeden binlerce Türk’ü katletmiş, binlerce kızımızın kadınımızın namusuna saldırmıştır. Bu karmaşayı fırsat bilen bazı Kürt aşiretleri de yer yer ayaklanmış ve hükümete baş kaldırmışlardır.
Bu tür silahlı kalkışmalarda binlerce Türk, Kürt, Ermeni ve Rum vatandaşımız hayatını kaybetmiş, devletin otoritesini sağlayabilme uğruna çok sayıda Kürt ve Ermeni vatandaşımız köylerinden uzaklara gönderilmiştir. Tabii ki, ülke güvenliğini ve ülke bütünlüğünü sağlamak için hükümet güçlerinin de bu konuda gerekli müdahaleleri yapmış olması olasıdır.
Dersim Olayları olarak anılan isyanı ve onu takip eden askeri müdahaleyi kısaca hatırlayarak devam edelim.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte bölgede sağlanmaya çalışılan devlet otoritesi Doğu Anadolu’da ki derebeyliklerin düzenini bozmaya başlamıştır. O dönemlerde özellikle de Erzincan’da ki beylikler, Dersimlileri maraba olarak çalıştırmaktaydılar. Bu bir anlamda onları himaye etmek anlamına da geliyordu.. Sıklaşan ayaklanmalar Devlet otoritesini de sarsar hale gelmişti.
1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü’nün açılışını yapmak üzere daha sonra adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’e gitmeye karar verir. Köprünün bir ucunda köprünün güvenliğini sağlamak üzere bir askeri karakol kurulmuştur. İşte bu karakol Atatürk’ün gelişinden önce isyancıların saldırısına uğrar. Teğmen İsmail Hakkı komutasında ki 33 askerin tümü öldürülür.
22 Mart 1937 tarihinde de Erzincan ile Tunceli’yi birbirine bağlayan bir köprü Haydaran ve Darmanan aşiretleri tarafından yıkılır, bölgede ki telefon bağlantıları kesilir, jandarma birliklerine pusu kurulur, Pax Bucağı Karakolu’na baskın yapılır.
İsyancıların başında ki, Seyit Rıza bizzat milislerine Sin Karakolu’nu basma emri verir. Gerilla türü çatışmalara karşı eğitimsiz olan çok sayıda Türk Askeri kendi vatandaşları tarafından öldürülür. Malazgirt Köprüsü tahrip edilir. Bu arada Kürt Aşiretleri bölgede ki Ermeni Asilerini de korumaktadır.
Bölgede güvenlik kalmamıştır. 1938 de Kureyşan Aşireti intikam için diğer aşiretleri de silahlanmaya çağırır. İsyan giderek yayılmaya başlar. Bu olaylar bardağı taşırır ve Celal Bayar Başkanlığında ki Hükümet büyük çaplı bir askeri harekâta onay verir. Yakalanan asi Lider Seyit Rıza ve 11 kişi idam edilir. Bölgede Devlet Otoritesinin sağlanması amacıyla çıkartılan bir kanun ile bazı aşiretler başka bölgeler de istihdama mecbur edilir. Olayların özeti budur.
Tarihe mal olmuş bu olayların yorumunu yine tarih yapacaktır. Kararını tarihin vereceği bu olayları günümüzde tartışmaya açmak hiç kimseye yarar sağlamaz. Ancak, amaç bunları ısıtıp ısıtıp gündeme getirerek yeni karmaşalara zemin hazırlanmaksa bunun adı ihanettir, buna da hiçbir hükümet göz yummaz, yumamaz.
Bir gerçek var ki, bu isyanların ardında başta İngiltere ve Amerika olmak üzere yabancı ülkeler vardır.
O gün olanlar, o günlerin olağanüstü şartlarında olmuştur. Bunun hesabını o tarihte doğmamış dahi olanların yönettiği günümüz CHP’ne sormak ve CHP’yi Dersim ile yüzleşmeye davet etmek nasıl bir mantıktır? Hele de o dönemler de askeri harekât kararını onaylayanın o dönemin Başbakanı merhum Celal Bayar olduğu halde, merhum İsmet İnönü’yü suçlamak nasıl bir iştir?
Eğer geçmişin hesabı bugün sorulacaksa bu yüzleşmenin muhatabı Türkiye Cumhuriyetidir. O’nun adına da hükümet olan AKP’dir. Geçmişin hesabı bugün sorulmaya başlarsa, yarın da bugünkü hükümetler devrinde Doğu ve Güney Doğu Bölgemizde benzeri kalkışmalara karşı alınan askeri tedbirlerinin hesabı da bugünkü hükümete ve AKP’ye sorulur.
Bu tür birbirimizi suçlamalar, bu bölgede ki PKK’ya yarar sağlar ve onlara destek veren dış güçlerin ekmeğine yağ sürer.
Hiçbir ülke kendi sınırları içersinde ki ayrılıkçı kalkışmalara seyirci kalmaz, kalmamıştır.
Bugün bizlere tarihimizle yüzleşme baskısı yapan bazı dış güçlerin, bırakın kendi sınırları içindekileri, dışında da çıkar sağlamak için yüz binlerce masum insanı katlettiği veya işbirlikçilerine katlettirdiği unutulmamalıdır.
Geçmişinde Kızılderililere büyük katliam yapmış olmanın ayıbını taşıyan Amerika ile Afrika’yı sömürmek amacıyla katliam yapan sömürgeci Avrupa devletlerinin, Yahudileri fırınlarda yakan Almanya’nın ülkemizde ki ayrılıkçı ayaklanmaya da destek vermesi ve bize “Tarihiyle yüzleşme” aklı vermesi düşündürücüdür.
Vietnam’ da, Irakta, Libya’da dökülen kanların arkasında geçmişi ayıplarla dolu Amerika’nın, Cezayir ve Fas’ta dökülen kanların arkasında da Fransa’nın olduğunu bilmeyen yoktur.
Bu ülkelerin hangisin de kendi insanları birbirlerinden hesap sormaktadır? Kendi insanını geçmişinde ki yaşananlarla ilgili olarak suçlamaktadır. Bunlar ülke bütünlüğünün korunmasına ve değişik etnik grupların birlikte yaşamasına indirilen darbedir.
Bu tür suçlamalar bölücü terör örgütünü ve yandaşlarını sevindirmekten öte bir yarar sağlamaz. Bu olayları siyasi çıkarlar için kaşımak ise, Kürt Sorununun çözümüne katkı sağlamaz, tam tersine zarar verir.
Bu yüzleşme olayının geçmişe ait bazı dini kalkışmaların liderleri için de gündeme geleceğinin işaretleri verilmeye başlamıştır. Eğer asıl amaç buysa söylenecek söz bulamıyorum.

BEDELLİ ASKERLİK

1970 yılından sonra zaman zaman ”Kısaltma”, ”Bedelli”, “Dövizli” gibi isimlerle askerlik süreleriyle oynamak toplumun adalet duygularını sarsmıştır.
Bu acıyı ilk yaşayanlardan birisiyim. 1968 Nisanın da, o tarihlerde 24 ay olan zorunlu askerlik hizmetine yedek subay olarak başlamıştım. Askerliğimin bitmesine birkaç ay kala “Askerlik kısalıyor” haberleri gündeme düşmüştü. Askerliğimin bitmesine 10 gün kala askerlik 18 aya inmiş ve benden altı ay sonra askerliğe başlayan arkadaşlarım benimle birlikte teskere almıştı. O günlerde yaşadığım üzüntü ve bu adaletsizliği yapan devlete olan kızgınlığımı 40 yıl sonra dahi unutamıyorum.
Sonraki yıllarda bu kez “dört aylık” askerlik uygulaması gündeme geldi. Benimle fakülteyi bitiren bir arkadaşım ben askere giderken Samsun’a uzak bir ilin ilçesinde eczane açtı. Tam 10 yıl askerden kaçtı. Gittiği yerde büyük paralar kazanan bu arkadaşım da çıkartılan “Dört aylık” askerlik uygulamasından yararlandı ve sonuçta ceza görmediği gibi büyük bir kazanç sağladı.
Şimdi bir kez daha paralı askerlik gündeme gelmiştir. Hem de, 12 Haziran seçimleri öncesi CHP tarafından önerilen askerliğin kısaltılması konusuna, Güneydoğu’da süregelen çatışmaları gerekçe göstererek itiraz eden AKP’nin, beş ay sonra bu yasayı çıkartmaya öncelik vermesinin kabul edilebilir yanı yoktur.
Askerlik artık parası olanın askerlikten kurtulacağı ve askerlik hizmetinin fakir halkın çocuklarının yapacağı zorunlu bir görev haline gelecektir. Bu adaletsizliğe isyan etmemek elde değildir. Askerden kaçarak suç işleyenlerin bir kez daha ödüllendirileceği uygulama toplumun adalet duygularını da alt üst edecek ve toplumun devlete olan adalet ve güven duygusunu temelinden sarsacaktır.
Dövizli askerlik de, paravan olarak kurulan şirketlerde değil, sadece gerçek işyerlerinde çalışanlara uygulanmalıdır. Bugün uygulanan üç yıldan daha uzun süre yurt dışında çalıştığı belirlenen ve belli bir yaşa ulaşmış vatandaşlara uygulanmalıdır.
Dövizli askerlik dışında, yapılacak olan askerlik hizmetinin bedelliye çevrilmesi, çok tehlikeli bir coğrafya’da bulunan ülkemizin güvenliğini de ciddi boyutta sarsacaktır.
Bölgemizin en güçlü silahlı kuvvetlerine sahip olarak bölgede denge unsuru olan Türkiye’yi, bölgede etkisiz hale getirmeye yönelik dış güçlerin önerileri ve çabaları da iyi değerlendirilmelidir. Savaş alanlarında paralı askerlerin “Lejyonerlerin” başarılı olduğunun örneği yoktur.
Bu uygulamaya Genel Kurmay’ın olur vermesinin ise, anlaşılır bir tarafı yoktur. Bu konunun aceleye getirilerek yangından mal kaçırır gibi uygulamaya konulmasının ise, kabul edilebilir bir açıklaması olamaz.
Gencecik fidanları şehit olmuş şehit ailelerine bunu nasıl anlatabilirsiniz? Onların acısına acı katmak ise, toplumsal tepkilere kapı açacaktır.
Doğu ve Güneydoğu’da bölücü terör örgütleri ile çarpışan askerlerimize bunu nasıl anlatacaksınız? Hatta onlardan gerekirse vatan için ölmesini, şehit olmasını nasıl isteyeceksiniz?
Bütçe açıklarını kapatmak, bazı nüfuslu ve zengin çocuklarını askerlikten kurtarmak için yapılacak bu uygulamanın, ileride yaratacağı muhtemel olumsuzlukları atlamamak gerekir.

VİCDANİ RET
Son günlerin tepki gören bir başka gündemi de “Vicdani Rettir” Vicdani ret, askerlikten kaçmanın yolu olacaktır. Değişik etnik kökenli vatandaşlarımıza ve inançlarını bahane edecek fırsatçılara verilecek bu hakta çok değişik yönlerde istismara açıktır.
Bu ülkenin vatandaşlığını kabul ederek bu ülkenin ve devletin olanaklarından yararlanan herkes, makul sürelere indirilmiş olsa da askerlik hizmetini yapmalıdır.
AB Uyum Yasalarının bunu dayatması da kabul edilemez. Bu ülkenin özel koşullarına rağmen dış güçler bu dayatmayı sürdürürse, buna da hoşgörü gösterilemez.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, “Bedelli Askerlik” ve “Vicdani Ret” birlikte düşünüldüğünde, bunun Türkiye’nin bölgede ki etkinliğini tartışmalı hale getireceğini görmek gerekir.
Vicdani Ret’i de ülkesini seven vicdanlar ret eder...
İyi haftalar… 20 Kasım 2011

Ecz. SADİ SUBAŞI

Sevgili Sadi Ağabey,

Yazınızın tamamını bugün okudum. Elinize, gönlünüze sağlık. Gündemdeki tüm konulara değinmişsiniz ve Artik siyasi bir kimliğiniz olmasına rağmen ( Resmen ) konular hakkındaki yorumlarınız siyaset üstü olmuş ve özellikle yazınızın içerisinde verdiğiniz örneklemeler yazınızı çok daha lezzetli hale getirmiş.

Teşekkür ederim.

Coşkun Zeren